21 Mayıs 2018 Pazartesi

Tahammülüm Yok - Mayıs 2018


Bu dünyada herkesin bir tahammül sınırı vardır. Kimi ısrara, kimi emrivakiye, kimi de bulunduğu ortamda gözardı edilmesine tahammül edemez...

Elbet benim de tahammül sınırım var, üstte saydıklarım bir nebze ama ben en çok fikirlerimin ve isteklerimin gözardı edilmesine tahammül edemiyorum. "Hayır istemiyorum"un anlaşılmamasına ayrıca gıcık oluyorum. Hayır dediysem ve ısrar ediliyorsa bunun üzerine, büyük saygısızlık olarak görüyorum. Sevdiğim kişiler, çevremde bulunan dostlarım haricinde, bunu bir yabancı yapıyorsa; o insandan bin kat soğuyorum.

Sebebim çok belli; istekler kişilere özeldir ve istek dışı gerçekleştirilmesi istenen her şey, büyük saygısızlık unsurudur. Çünkü insanız biz ya, bir soru soruyor ve cevabında "hayır" ı "istemiyorum"u alabiliyorsanız, anlayacağınız nettir; ısrar ile de gerisi gelmiyorsa, haddinizi bilmeniz gerekir...

Buradan konuyu nereye bağlayacağıma gelirsek, internetteki sosyal sohbet uygulamaları ve siteleri büyük pişmanlıktır'a bağlayacağım. Çünkü büyük pişmanlığımın ta kendisi birkaç gündür. Siz ne kadar açık yürekle birilerine açılsanız da, karşınızdakilerin de öyle olduğunu sansanız da; işler istenildiği gibi gitmediğinde, istekleriniz göz ardı ediliyor ne yazık ki...


Geçen hafta bir sohbet uygulaması indirip, tüm açıklığımla birileriyle sohbete başladım. Ne yaş, ne isim, ne de engel durumum ile ilgili tek bir yalan söylemedim; zira gerek görmedim. Ama gel gelelim, içlerinden biri ile anlaştık konuşuyoruz derken, boğulduğumu hissettim. Çok gerçek dışı ve benden alakasız gelişen durumlarda, konuşmaya devam edemeyeceğini anladım ve bunu da açıklıkla sebepleriyle anlattım.

Aldığım cevaplar, 3 gün öncesindekinden de gerçek dışı idi yine. Umut vermişim, yalan söylemişim, kandırmışım. Oysa hiçbirini yapmadım. Açıklıkla, olmaması gerektiğini söylediğim şekilde, davranışlarını kontrol edemeyen biri varmış karşımda meğer. Geç anladım...

En nihayetinde; mutluluğumu, özgürlüğümü, huzurumu kaçıran bu kişiyi sildim ve de engelledim. Ama yetmemiş sanırım, açıkça konuşmam. Tüm ısrarıyla başka biri tarafından aranıp bulunmaya devam edildim. Siz siz olun, -ben ne kadar direndi isem de- bu sefer verdiği güven ile telefon numaramı vermiş bulundum ama siz vermeyin.

Meğer telefon numarası ile facebook'um bulunabiliyor imiş, ayarlardan bunu kapattım. Diğer hesaplarımı da ne olur ne olmaz kapattım... Ve şimdi tek düşündüğüm, insanoğlunun söylediği gibi olduğuna inanamadığım bir anı daha yaşıyor olduğum.

Allah korkum var demişti o kişi bana; ben engel durumumu ve mutsuzluktan hastalığımda yaşayabileceklerimi anlatmış olmama rağmen, bana davranışlarında hiçbir Allah korkusu görmüyorum. Açıkçası bu yazıyı da biraz pimpirikli davranarak yazıyorum, zira korkuyorum. Erkeklerin, "istemiyorum"u kabul etmeyişlerine de tahammül edemiyorum; aynı derece de her insanoğlunun da...


Tahammülüm yok kısaca; hayır'ımın cevap olarak kabul edilmeyip ısrarlara devam edilmesine, dosdoğru olduğum halde yalan söylediğimin iddia edilmesine ve de yanlış tavırlar ile karşılaşmaya, insanlara güvendiğim halde güvenmememi sağlamaya çalışan mesajların karşıma çıkmasına, korkmaya, korkutulmaya, ısrara, emrivakiye, önemsenmemeye, kadın görüp de kısıtlanabilir görülmeye!

Ama biliyorum suç biraz da bende; internet üzerinden herkese güvenmek doğru değil, ilk aldığım kötü içerikli uyaranı olan noktayı "bir şey olmaz," diye görmezlikten gelmek de doğru değil, mutluluğumdan ben sorumluyum ve bir daha beni mutsuz edebileceğini tahmin ettiğim sanal sohbet alanlarına girişmeyeceğim. İstediğim sadece sohbetti, hiçbir beklentim de yoktu esasında ama net olacağıma sözüm vardı kendime; her zamanki halimle. Ama kendimi kaptırmamam, güvenmemem gerekirdi belki de...

Ama şöyle düşünüyorum ve yine bu öğretiye dönüyorum, mantığım ve kalbimle. Bir kızılderili atasözü söyledikleri söz bu (yanlış isem düzeltin ama bu sözü çok seviyorum);

Neden ben insanlara güvenmemeyi öğrenip ruhumu kirleteyim. Onlar güvenilir olmayı öğrensinler.

İşte bu kadar. Tahammül edemediklerinizden vazgeçmeyin, onlar sizin sınırınız olsun. Mutluluğunuz, özgürlüğünüz ve de doğru kabul ettiğiniz bildiklerimiz hayatımızı oluştursun. Bunları kimseye emanet etmeyin sakın, kendinizden başka!

Sevgilerim ve Saygılarımla...

20 Mayıs 2018 Pazar

Pazar Yazısı #48 - Geçen Haftanın Pazarı


Geçtiğimiz hafta Pazar günü, Ablamın üniversiteden arkadaşının ve annesinin gelmesi ile, kahvaltıyı bizde yapıp teklif ettikleri üzere onlarla dışarıya çıkmıştım. Gerek o gün eve dönüşün geç olması, gerekse de sonraki gün çanta bulamadığımdan ötürü çanta hazırladığım sebebiyle çok istediğim Pazar Yazısını yazamamıştım. Bu Pazar'a kısmet olsun madem dedim... :) 


13.05.2018 günü; Kumla üzerinden Yalova'ya, oradan da eve döndük. Amaç beraber olmak ve gezmekti, virajlı yollarda zorlansak da yolu güzel ve sorunsuz tamamladık. O gün harici, en son 2 hafta önce de dedemi gezdirmiştik o yoldan, yani gitmediğim yol değildi ama çok eğlenceli idi yine... Bu sefer Armutlu'ya gittik farklı olarak, bir de kadro daha dinç ama yol tutması açısından zorlu olduğu kadar eğlenceli idi yol boyunca... :)


Armutlu; küçüklüğümüzde oradan yazlık ev veya pansiyon kiralayıp kaldığımız günlerin aksine, çok değişmiş geldi. Bir o kadar da bu yeni halini, sahilinin yazın daha canlı olacağını düşündüğümden güzel geldi. Bu yaz bir Armutlu yapıp yine deneyimlemek lazım... Sahil kısmı güzeldi de, o evlerle kaplanmış giriş bölgesine ne demeli?? Rica edeceğim, her görülen boşluğa ev yapmaktan vazgeçelim. Doğa lazım bize, soluma fonksiyonumuzdan fayda sağlayamayacağımız evlerden daha fazla!


O gün ablamlarla ve de Şeyda ablalarla gezmek şu açıdan benim için güzeldi; kendimi eskisi gibi hissettim, yürüyebiliyor gibi... Evet hala yürüyemiyor olsam bile, yürüyebilir hissettim yine. Ne bileyim, iyi geldi işte. Drama olarak değildi bu hissiyatım, "niye yürüyemiyorum ama yürüyebilirim buralarda" değil. Bir başarıyor hissi; olacak ve oldurabiliyorum hissi idi bu. Annemleri evde bırakıp da, geç vakitte eve dönmüş olmak güzeldi... Onların tatlı takılmaları... Bana, yine eskisi gibi ve de güzel geldi işte. :) Teşekkürlerim tüm aileme, bana böyle hissettirebiliyor olmaları varlıklarıyla bir bütün halinde...

Pazar Gezmesi, Armutluya kadar virajlı yollarıyla Şeyda abla ve beni zorladı ise de; Armutlu'da ilk duruşumuzla dinlendik neyse ki... Armutlu'da ablamla Şeyda abla, eniştemle Şeyda ablanın annesi tavla turnuvası yaptı bir Kafede. Kağanımla bense, gerek oyunlara gerekse de ortamın cazibesine sakinliğine takıldık gittik. Tamam, ortamın eğlencesine sakinliğine ben takıldım daha çok. :) Güzeldi, tekrarının ara sıra yapılması gerektiğini düşündüğüm bir geziydi benim için... 

Sonra Armutlu'dan çıkmadan fotoğraf çekindik beraber, geçtiğimiz Pazar'a hatıra kalsın dedim ve başardım da. Zaten sonrasında arabada çekebilmemizin imkanı yoktu. Armutlu'dan Yalova'ya dek, Armutlu'ya giden yoldan daha da zordu Şeyda ablam ve benim için. Ama şu sıkıntım olmasaydı keşke desem de, o günü yaşamaya değdi... :)


Yalova'ya geldiğimizde Yürüyen Köşk'ü gezme kararı aldık ama acele bir karar idi. Bildiğim üzere, Yalova iskelesinin yanında yer alan bir tabela ve giriş vardı (üst resimde de görüldüğü üzere), oraya yönlendirmiştim bende arabayı süren eniştemi. 2 hafta önce, oraya kadar gidip girmekten vazgeçmiştik, dedemin yorulması sebebiyle... Bu sefer de önce İskeleyi bulmak, sonra da girişi bulmak zor oldu. Derken esas giriş noktasının orası olmadığını, sonradan öğrendik...  


Biz Yalova'da iken giriş saatlerini de kaçırdık, ama siz gitmeden önce giriş saatlerine bakın mutlaka. Geç oldu diye de vazgeçtik ama bugün baktığım üzere, Pazar günleri kapalı görünüyor. Ama o gün biz başka bir şeyi de öğrenmiş olduk, size de not olsun; 

Yalova'daki Yürüyen Köşk'ün esas girişi, Yalova Çiftlikköy'deki Adliye tarafında bulunuyormuş. İskeledeki giriş değil bir nevi bisikletli ve yaya girişi gibi imiş ve oldukça uzun bir mesafesi varmış. Ne yalan söyleyim, ben bir gün kısmet olursa her iki tarafını da görmek istiyorum; ama tekerlekli sandalyem ile, ama yürüyerek, ama bisikletle. Orası ikidir gidip göremediğim sebebiyle de, yapmak istediklerim listemde yerini aldı artık... :) 


İşte bir Pazar daha böyle geçmişti, yazısı ise bir hafta sonrasına kısmet oldu. Ama güzel oldu. İyi ki geldiniz, iyi ki bu güzel günü geçirdik beraber. Daha niceleri kısmet olur inşallah diyorum; Şeyda ablam ve de Birsen teyzeme. Yine gelin... :) 

Nice mutlu gezilerle dolu pazarlar bizlerin olsun; siz sevdiklerinize gidin, onlar size gelsin. Bir de gezmeleri ihmal etmeyin, zira doğayı uzaktan görmekten çok içinde olmak da insana iyi geliyor. Hem sevdiklerinizle, hem de doğa ile iç içe iseniz daha da güzel tabii...

Bu Pazar ise, Meromla geçti. Saat 4'te gitti canım dostum. Malum Antalya'ya geldik ve çoktan kavuştuk onunla. Ama bir de pazar keyfi yapmak kısmet oldu bugün iki ayın ardından yine, hazır annemle yengem yeğenim ve kuzenimi dışarı çıkarma kararı almışken... Günü yarıladık bile işte böyle. Daha nice sohbet ve gezi dolu pazarlara olsun diyerek, mutlu pazarlar diliyorum bizlere... (:

18 Mayıs 2018 Cuma

Kendimce Anlam Ve Öğütlerim - Mayıs 2018


Birkaç gecedir huzursuz olduğum noktalar hakim oluyor, özellikle son bir haftadır yoğunlaştı bu durum. Dün geceyi ise daha çok huzursuz geçirdim; önce bu ben değilim dedim, sonra da doğru yolda olmadığım bir şeyden vazgeçtim. Bu karar beni tam rahatlatmamıştı ama o rahatlamamın önünü açtı. Hani her şeyin bir sebebi var derler ya, dün gece ve öncesi bana yeni şeyler öğretti... Bir haftadır eksikliğini hissettiğim ölçüde uzaklaşmıştım buralardan ve de biraz kendimden.. Demişler ya; Arada da saçmala, hayat biraz da ciddiye alınmamalı aslında...

Kendime bir kez daha sıraladığım sözlerin ve kararların başında; "hiçbir kimse için hayallerinden vazgeçmemek ve kendi mutluluğunu yok saymamak" bir kez daha  önde geliyor. Sonrasında 3 öğüdüm var; önce kendim öğrendim ve deneyimledim, şimdi de size aktarmaktan gurur duyuyorum.




Acele Etme, zamanı gelince olsun olan. Olması gerektiğini düşündüğün için değil, olması gerektiği zamanda olsun.

Bazen her türlü mutluluğa ihtiyaç duyduğu oluyor insanın veya öyle hissediyor... Öyle ki aceleci davranmak üzere iken hatalara gebe buluyor kendini. Neyse ki bu sefer uyarılarımı erken gördüm ben. Duygu Asena demiş ki; "İnsan yaşamında eksik olanı her şey sanıyor." tam da böyle. Her şeyimin eksik olduğuna inandığım veya zamanı gelmediği için kendim kafama taktığım bazı şeylerin peşinde şu an ki hayallerimi geri plana atmıştım. Ama neyse ki hatamdan geri döndüm...

Özgürlüğün, hayallerin ve de kabul ettiklerinden kimse için vazgeçme.


Kişilerle anlaşmalarda veyahut deneme süreçlerinde, ilk dikkat ettiğim nokta; "benim mutluluğuma ve fikirlerime değer veriyor mu" oluyor genelde. Bu ister yeni tanışılan bir arkadaş kişisi olsun, hangi cins olursa olsun; isterse de yeni girilen bir ortamda veyahut akrabalardan birileriyle tanışma sırasında olsun... Özgürlüğüne, hayallerine, mutluluğuna ve de hayatın bildiğin kurallarına değer vermiyorsa; her kim olursa olsun umursamamaya çalışmalı insan. Zira, mutsuzluğun birilerine ödül iken senin hayatının laneti olmasın...


Huzur senin, sen yalnızken onu elinde tutabiliyorsan, bunu hiçbir şey için terketmemeyi benimse!

Bu en önemli madde bence. Yalnızken mutlu olabilen insan, etrafını da mutlu edebilir çünkü. İnsan kendisini mutlu edebiliyor ise, mutluluğu çevresine de yansır hiçbir şey yapmasa bile... Ama gel gelelim, kendisiyle kaldığında yalnız olamayacak raddeye geldiyse; iş işten geçmeye başlıyor demektir. Velhasıl; ne yaşarsanız yaşayın, yalnız anlarınızda kendinizle hesaplaşmalarınız zorlaştığında, hayatınızı ve yalnızlığınızı ele almayı ihmal etmeyin. Yalnızlığınızı hiçbir şeyde esirgemeyin ve de yıpratmayın...

Sevgilerimle... :)

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Yeniden Antalya'da - 15.05.2018




Dün günün ilk saatlerinde Bursa'dan yola çıkıp, sabahın ilk ışıkları ile İstanbul Halavimanına vardığımız ve bir kez daha uçağa bindiğimiz üzere, yeniden Antalya'dayız... 1 Ay 10 günlük Bursa'da vakit geçirmişliğimiz ve dedemin kemoterapi kürlerine orada tamamladığı üzere, döndük Antalya'ya tedavisinin Işın kısmı ile başlaması üzerine dedemlerin oturduğu ve pek sevdiği Antalya'ya...

Dedeme Bursa'da bulunduğumuz süre boyunca, havasını suyunu beğendiremedik. Evini özleyen herkes gibi ve biraz daha fazla, evini sayıkladı durdu... Neyse ki, daha fazla uzatmadan da gelebildik. :) 

Dün sabah, Antalya'ya geldikten sonra yattık uyuduk hep beraber kahvaltı sonrası ama gel gelelim daha bugün kendimize gelebildik. Yolculuk çok güzeldi; ikinci uçak yolculuğumuz, benim için ilk uçak yolculuğumuzdan da güzeldi... :) İlk uçak yolculuğumuzun yazısı, burada...


İlk yolculuğumuz, annemle benim için ilkti. Dünkü yolculuğumuz ise, Kağanım için bir ilkti. 4 kişi çıktığımız yolculuğumuzda, uçağa biraz zor yetiştik, babam bizi bıraktı havalimanına ama heyecan da oldu aslında. :) Kağan, Annem ve Dedem bir üçlü koltuğa oturdular; ben ise, onların arka çarprazlarında oturdum cam kenarına... :) Yani bu uçuşumuz da başka bir ilkler silsilesine gebe idi...


İlk "kısmi" yalnız uçuşumu gerçekleştirdim, ani bir kararla havalanmadan önce ve sonra uçakta not defterime o anları not düşüp ölümsüzleştirdim... Bol bol camdan izledim gökten yeri, düşündüm hayal kurdum yüksekte, geleceğin güzel olacağına dair en büyük inancımla... :)



Şimdi bir süre daha Antalya'da olacağız, dün geldik ama ben kendime gelemedim daha. Midem ağrıyor bu sıra, Antalya güzel ama hala ısınamamış tam anlamıyla. 5 haftalık tedavi süreci başlamadan önce testlerini bugün yaptırdı dedem ve sonuçları iyi görünüyor dedemin şimdilik. Yarın iki tüp kan verecekler ve haftaya da tedavisi başlayacak. Yeğenimle vakit geçirmek hep eğlenceli, zaman zaman evdeki gibi değişikliklere de devam edeceğiz ama bu süreçte en çok yeğenimin vaktini kaliteli kılmak benim için önemli olacak... 

Dilerim; dedem iyileşecek, Kağanımla vakitler güzel geçmeye devam edecek, annem de iyi olmaya ve dedem iyileşmeye devam ettikçe ferahlamaya devam edecek.... :) Biz yeniden geldik Antalya'ya, konu sağlık olunca şartlar ona göre şekillendi ve bu sene seferiyiz ama sağlık olacak inşallah... Antalya'dan sevgilerimle...


Not; uçak yazı yazmak için ve de okuma yapmak için en güzel yolculuk sistemi imiş resmen, şaşkınım. Uçak seferlerime keyif katmaya devam edeceğim kısmet oldukça. Uçağın sağ kanadında yani güneş gelmeyen tarafında oturabildikçe.. :) 

11 Mayıs 2018 Cuma

Engelliler Haftası İmiş - Mayıs 2018


Bu hafta Engelliler Haftası imiş, dün itibariyle twitter'dan öğrendim bu hafta başladığını. Google'dan baktığım üzere; her sene 10 Mayıs ile 16 Mayıs arasında, Birleşmiş Milletler'e üye 156 ülke ile aynı anda kutlanılan özel bir hafta deniliyor. Oysa biz engellilerin gözünde görülen bambaşka...

Öncelikle böyle bir haftaya önem verilmesi elbet güzel, ama bir sene boyunca da aynı özen gösteriliyor olsa idi ve aksaklıkları biz engelliler için sadece "engelliler haftası" geldiğinde hatırlanmıyor olsa idi. Her sene söylediğim şeyler bunlar, ama yine söylüyorum ki; umarım seneye söylemek durumunda kalmam böyle şeyler... Engellilik durumu bir hafta ile sınırlı olmayan bir ömrünü kapsayan biz engelliler, ömrümüz boyunca çoğunlukla kabul edilmeyi istiyoruz. Bir zaman hatırlanıp çoğu zaman unutulmak istemiyoruz...


Ben de bir engelliyim, biliyorsunuz okuyorsanız eğer. Bu seneyle beraber yaklaşık 20 senedir... Ama hayatı seviyorum, görülen tek bir taraf olmasın; "engelliler mutsuz, çaresiz ve de diğer insanlar gibi değil" denilmesin istiyorum. Ailem var, çoğumuzun şansı; çevresi kabul etmese bile ömrü boyunca, ailesi ve sevmeye fırsat tanıyan sevdiklerinin olması. Bazılarımızın da yaşamı sevmeye bahaneler bulması... Benim de ailem ve çevrem diyebildiklerim, en büyük şansım işte... Yaşama sevincimi bir şekilde buluyorum, hayatı sevmeye devam ederek...

Bir engelli gördüğünüzde, yüzünü çevirmeyin ve onu bu dünyadan olmadığına ikna etmeyin istiyorum; ben artık bozulmuyorum garipsesem bile ama bazen takılı kaldığım anlar da olmuyor değil hani... Üstteki fotoğrafta tekerlekli sandalyemi saklamadım, belki 2010'dan önce olsa idi saklardım; zira o zaman ayakta idim, neden kullandığımı sorarlardı. Üstteki fotoğraflardan, photoshop yapılmış sağdaki fotoğrafı; kendimi göbekli gördüğüm için arkadaşıma photoshoplatmıştım. Ama şimdi, o göbeğimi de yok sayabiliyorum, eskisi kadar kilolu değilim. Bir de şimdi her haliyle bu fotoğrafı sevebiliyorum, zira şapka sebepli çekindiğim bu fotoğraf hala çok güzel benim için... :)


Gelelim engelliler haftası gereğince, söylemek istediğim diğer şeylere;

Engelli demek, çoğu şirketin reklam gördüğü veya satış kampanyası gözüyle baktığı bir insan portföyü Türkiye'de. En çok buna kızıyorum ben... Engelliler Haftası'nda dolu dolu kutlayanlara belirterek; "bir sene boyunca da asansör kullanımlarınıza ve de engelli park yerleri kullanımına da dikkat edin, bir engelli gördüğünüzde yüz çevirmektense bir gülümseme bahşedin." Diyorum ve diyor duyarlı insanlar bir de. Ama böyle dediğinizde ve de takip ettiğinizde, geri dönüşlerin daha kabaca olduğunuda ve sonraki günlerde insanlarımızın dikkat etmediğini de gördüm kendi gözümle...


Daha birkaç hafta önce, Otizm Farkındalık Haftası'nda okulların yaptığı kutlamalara, bir baba itirazda bulunmuştu; "keşke okullara kayıt yaptırırken de, siz ailelerin isteği ve de okulun prensipi için bizleri açıkta bırakmayarak gösterseniz duyarlılığınızı!" diye tweet atmıştı...

Çok konuşulmadığı ve de göz ardı edilmek istendiği için bilinmediğini düşünüyorum; özel okullara alındığı kadar, "engel durumunun gerektirdiği şekilde normal okullarda da eğitimine devam edebilir ve de böyle devam etmelidir" denen engelli çocuklarımız da var bizim. Ama engelli haftasında konuşulup da; diğer günlerde engelli öğrenci barındıran okullarda, ailelere ve çocuklara engelliliğin ne demek olduğu anlatılamayan ülkemde çok da garip olmasa ve anlaşılmamas normal olsa gerek tabii...

O babanın tweet'inin paylaşıldığı her mecraanın yorumlarında bazıları şöyleydi; "Özel okullar var böylesi öğrenciler için ama!", "Diğer çocuklar ve aileler de elbet rahatsız olabilir.", "Öğrenciler onu üzer sonuçta, öğretmenlerin istememeleri de normal.", "Gitsin, özel okulda okusun tabi!" İyi yorumların altında böyle kötü yorumlar da vardı işte ne yazık ki... Utandım, onlar adına! Kendileri adına düşünüp, diğerlerinin zorluklarını ve de imkanlarını düşünemeyenlere üzüldüm en çok da...

Hazır Engelli Haftası gelmişken ve çoğu kişi bir haftalığına görünür yapmışken bizleri, sizlere değişmesini istediğim düzenlerden bahsedeyim istiyorum bu sebeplerle;

- Okullarda senede en az iki kez, engelliler konulu konferanslar verilmesini isterim; öğrencilere ayrı, ailelere ayrı. Okullarda okuyan öğrencilerin ve ailelerin zorluk çekmemesini istiyorum çünkü. Ben öğrencilik zamanımda hep bunun hayalini kurdum galiba...

- O konferanslarda, engellilerin kullanım alanlarına saygıdan tutun da, engellilerin varlığına karşı nasıl davranış sergilenmemelidir onların da öğretilmesini isterim. Bir gün değil, senelik değil; bütün ömre ülkecek yayılan bir kaygı haline gelsin bu durum da istiyorum...

- Engellilerin yeri, toplu taşıma araçlarının her birinde olsun. Neden mesela şehir içi taşımaların her birinde ülkece değişmesi gereken bir düzen mevcut değil? Anlamıyorum, anlamlandıramıyorum. Bir şehirden diğerine geçerken de, uçağı kullanmak için bile kullanmam gereken otobüslerde sorun yaşıyorum. Bu duruma da elbet, her engelli kadar bozuluyorum. Ama biliyorum ki yılmayacağım, yılmayacağız biz engelliler...

- Konferanslar verilsin yurdun dört bir yanında, engelliler birey sayılsın; tedavilerimiz devlet tarafından sorun çıkmayacak derecede karşılanarak desteklensin. Ne bir ilaç için birçok mesaja, paylaşıma; ne de sosyal medya hesaplarından yardım çağrılarına ve ünlülerin yardımlarına gerek duyalım. Bir hastanın ilaca ihtiyacı var ise, devlet parasıyla karşılanabilsin. Sağlık parasız olsun yani, eğitimlerimizi ve tedavilerimizi sınırlı da olsa parasız alalım.

- Ülkemde yapılan her türlü yapıya yapılmadan önce ve yapılırken, bir engelli gözüyle de bakılsın istiyorum. Ancak öyle anlaşılır, yapılan yapıların yersizliği ve eksiklikleri... Böyle bir zorunluluk getirilsin isterdim...

- Meclisin içinde daha fazla engelli vatandaş bulunsun, bulunsun ki bizi savunsun. En olmadı engelli yakınları bulunsun ki, okullarımızdan tutup iş hayatımıza kadar yeniliklere imza atılsın. Yaşamak bir orman gibi hür ve kardeşçe, bizler için daha kolay olsun... :)


Ve hayat, bizden çok ailelerimize zor aslında. Öyle bir sistem gelsin isterim ki, zorluklarımız sadece eğitimle giderilebilsin; tüm ülke ve tüm aile bireylerine yayılarak. Ailelerimize kolaylaştırılacak çözümler bulabiliriz. Kısaca, bir gün veya sene içinde birkaç gün hatırlanmak değil; her dönem bilinmek, anılmak, sayılmak ve görülmek istiyoruz. Bence Engelliler Haftası bile, tam anlamıyla amacına hizmet etmiyor ama en azından bazılarına bir hatırlatma oluyordur ve ömür boyu farkındalığını kazanıyordur; diye umut ediyorum...

Duyarlılık ve içtenlikle, tüm engelli dostlarımın engelli haftasını kutluyorum. Madem öyle, sözde bile olsa gelenek yerine getirelim. Ömrüm el verdiğince, hepimiz adına konuşmayı ve yazmayı devam ettirmeye çalışacağım... :)

Beni okuyorsanız, her biriniz; fikirleriniz ve de önerilerinizle de destekleyin. Yorumsuz bırakmayın lütfen. Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...