13 Aralık 2017 Çarşamba

Bağdaş Kurma Meselesi - 12.12.2017


Bağdaş Kurma Meselesi'nin 2013'teki son atağımdan sonra, hayatıma yeniden giriş yaptığı tarih bu instragram paylaşımımda da bahsettiğim gibi; 2017 Mayıs ayının büyük sürpriz gelişmesi idi. Hiç beklemediğim anda kendimi keşfetmem ile gerçekleşmişti... Yaşadığım, mutluluğu paha biçilemeyen gelişmelerden biriydi benim için...

Bu konuya yeniden değinmek istemem bu konuda gelişmelerime kademe atlattırmamdan ötürü tabii ki de, bir de bu konuyu küçük bir yazıyla veya bir resim paylaşmayla geçiştirilecek bir olgu olarak görmememden ötürü... :)


Dün Merve ile Fizik Tedavi dersimizden sonra, evde yer yatağımızın kenar kısmında oturuyor ve bağdaş kurmaya devam ederek hem kendimi gerdirmeye hem de kendimi geliştirmeye devam ediyordum. Üstteki selfielerimin her biri de bu keşif vaktimin ortasında tarafımdan çekildi... 

Bu kız neden bu kadar mutlu gülüyor derseniz eğer; bu fotoğrafların her birinin, yere uzanarak ve telefonun kamerasının ön kamerasından bu şekilde tarafımca çekiliyor olmasıydı beni güldüren. Yani açıyı yakalayıp, kolum uzanmış halde ve ben dengedeyim bu fotoğrafları çekerken; düşünebiliyor musunuz bilmem, düşünebiliyor olmanızı dilerim ama... :) Başta sadece deneme amaçlı çekilecekti fotoğraflar tarafımdan. Ya, yere yeniden bu kadar yakın oturup dengede daha net şekilde durabilmek nasıl müthiş bir duygu! Çok şükür Allahıma, emeğime, ulaşabildiğim bu güzelliğe... ((:


Evet basit bir olgu, bacağı al bacak üstüne at işte. Bir zamanlar benim için de epey basit olan ve yerle bir bütün halde otururken yapabildiğim bir olgu idi ve benim için bu kadar da önemli olduğunu düşünmezdim; üstelik her sıkıntımda başvurduğum bir oturuş şekli olmasına rağmen... Şöyle olurdu; okulda birine canım sıkıldı ise veyahut içime bir sıkıntı düştü ise, bağdaş kurur oturur ve gözlerimi kapatıp sakinleşirdim kendimce. O zamanlar da o hareketi yapabilmek çok özeldi, ama benim için daha da değerleneceğini hiç düşünmemişim meğer...

Eğer bağdaş kurup oturabiliyorsanız, benim için ayak tabanlarınız birbirine yaslı halde iken bacaklarınızı kelebek kanadı gibi çırpma hareketini yapar mısınız rica etsem; çünkü o hareket beni çok mutlu eder, çok rahatlatırdı yapabildiğim zamanlar. Bağlantısını hala çözemesem de, bunun böyle olması hala garibime gider mesela... :) (Aklıma gelmişken, en yakın zamanda fizyoterapistime sorayım ben o hareketin neden beni rahatlatıyor olmuş olabilmesini!)


Sizlere çekemediğim bir fotoğraf karesi de var tabi ve bunun da benim için önemi büyük aslında. Bundan birkaç hafta önce olsa yazamazdım ama sanırım açıldım artık, aman nazar değmesin!;

2010 yılında, ebediyete kavuşan kardeşimiz Duygumun, bu dünyadan ayrılmadan önce benim için çizdiği ve defterimin arasına koyduğu bir resim vardı. Bu resim, 2010 yılından beri bana bir mesaj verir mi bilmiyordum. Ben bu mesajı çok başka anlıyordum; üzüntülü, kederlü birinin resmi falan diye nitelendiriyor ve acaba neyi veya kimi düşünerek yaptı bu resmi Duygum diyordum. Resim ne mi?; dizlerini karnına bükmüş ve elleriyle dizlerinin önünden tutmuş birinin resmi. Çok amatörce ve resim bana ve yakınımdakilere özel, o sebeple resmini çekip koymak istemedim. Ama hala saklıyorum tabii ki ve kim bilirdi son atağımdan beri yürüme kabiliyeti gösteremeden önce o harekete yakın bir gelişme göstereceğimi? :)

Duygum çok özel bir insandı. Değişik düşünen, değişik seven ve bu hayatta hepimiz için değişik bir şekilde var olmuş olan... Yıllar sonrama bile dokunabiliyor bakar mısınız! Bir gün onu unutacağımdan ötürü çok korkardım; yıllar yılı bu korku benim içimde bir yerlerde oldukça, endişem hiç bitmeyecek sanıyordum. İnsan kaybettiği sevdiğinin ardından, meğer hiç unutmadığına da çok sevinirmiş her aklına geldiğinde; yıllar geçse de... "Duygum, o hareketi yapabilmeyi ve o pozu çekinip buraya koymayı o kadar çok istedim ki bugün! Dünümde, bugünümde, yarınımda; fiziken olamasan da, ruhen var olabilmen beni öyle mutlu ediyor ki... İnsan unutulunca ölürmüş esas diyorlar, sen hiç ölmedin bizim için kardeşim..."

(Bu notları yazıp sizleri üzmenin kıyısına dahi getirmemeyi çok isterdim. Ama ben kendime daha şeffaf olma sözü verdim, yazmaktan daha fazla çekinmemek ve durmamak için... Anlatamadığım ve "aman ya bunu da yazmayayım" dediğim her şeyden ötürü mü doluyorum bu kadar?" diye sorguladığım geçen haftalar sonrasında bu kararımı aldım. Burası benim günlüğümü içeriyor ve benim hayatımda unutulmayacak isimlerden biri Duygum... Arkadaşlarınıza, kardeşlerinize, dostlarınıza sıkı sıkı sahip çıkın, ben dostlarımın hiçbirini bir diğerine değişemem. Hepsinin kıymetli olduğunu öğreten bir kardeşi kaybettim ben, bir başkasını daha fiziken veya ruhen kaybetmek istemem. Allahım kimseye de yaşatmasın dilerim.)


Ben bugün dizlerimi dik pozisyonda tutarak olabildiğince de kendime çekerek oturdum, ayak ayak üstüne atıp bol bol bağdaş pozisyonlarımda durdum. Dengede otururken yaptım bunları, kendimi geriye doğru çekebiliyor ve aynı zamanda karın ve sırt kaslarımın da daha çok geliştiğini görebiliyordum. Gerdirdim kendimi, daha da geliştirmek için de uğraştım yine! Bu arada, sağ bacağımı sol bacağımın üstüne, sol bacağımı da sağ bacağımın üstüne atabiliyorum. Yani biri bir diğerinden eksik de değil şükür ki... 

Bu hallerde iken fotoğraf çektim bir de işte... Henüz dizlerimi dik pozisyonda tutarken kollarımı dizlerime saramıyorum, o pozisyonda iken ya çoraplarımı tutuyorum ya da eşofmanımı veya bacaklarımı tutuyorum; ama her kol ya kendi tarafındaki bacağı ya da çarprazındaki bacağı tutuyor... Ama henüz dizlerin etrafında dolanıp birbirine tutunamıyor... Diyeceksiniz ki; dizlerini tutabiliyormuşsun işte, sarılması mı kaldı be kızım?! Nereden biliyorum, benim de bir yanım bunu diyor çünkü. Ama bir yanım da, deli gibi bir sonraki adım dizlerine sarılmak diyor. Hele ki üstte de anlattığım gibi, Duygumun bana yaptığı resmi hatırladıkça! Aslında bu his yeni değil, ama Mayıs ayındakinden çok daha baskın. Çünkü Mayıs ayında gayri ihtiyari dizlerimi karnıma çekip oturuyordum ve o pozisyonda otururken çok da kasılıyordum. Bugün otururken ki gibi rahat değildim... Şimdi besbelli rahatlıkla tutabiliyorum bacaklarımı; bu tutuş kocaman bir kavrayış da değil üstelik. Çok şükür ve maşallah kendime... :)

Bu son fotoğraf  hem kendime, hem de bu yazımı okuyanlara. Anneme bugün gösterdiğimde yeni gelişmelerimi -ki resimlerimi henüz göstermedim, bugün Yalova'ya tedaviye giderken göstermeyi düşünüyorum.- :) , "Azmin elinden ne kurtulmuş, aferin kızım!" dedi bana gülerek. "O mutluluğu görmek için bile, açılır saçılır anlatır ve kendimi içime kapatmam bundan sonra ben!" dedim kendime bugün...


Velhasıl, daha size açıklayacak çok itirafım ve de çok gelişmem var. Bunlar başlangıç aşaması olsun dilerim. Bağdaş Kurma Meselesinin derinine inerek incelediğim ve sizlerle paylaştığım için çok mutluyum. Yorumlarınızı benden esirgemeyin lütfen, mutluluğum daha çok katlanacaktır. 

Sevgilerimle ve yazacağınıza dair sezgilerimle, görüşmek üzere... :D 



11 Aralık 2017 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam #75 - Aralık 2017'nin İlk Haftası


Uzun zamandır yazmadığım bir yazı dizime, Kısmi bir geri dönüş yapıyorum bugün; zira Aralık 2017'nin ilk haftasında yazı ile ayrı ayrı ekleyemeyeceğim ama bütün olarak bir yazıda toplamak isteyeceğim fotoğraflarım vardı, geride kalmasını istemedim... (Yani not olarak eklemem gerekirse; 04.12.2017-10.12.2017 haftasının Fotoğraflarla 1 Haftam yazısıdır.) :)

Mutlu, umutlu, sağlıklı ve bol gayretli nice haftalara... :)


Geçen hafta; gündüzü planlı, gecesi heyecanlı geçen bir gün ile başladı... Plan program yaptım o gün, yapmak istediklerime dair kararlı ve de azimli olacaktım. Ama bir yandan da sıkıntılı bir gündü benim için o gün, ağrılarım ve kas yanmalarım mevcuttu çünkü. Tüm bu dediklerimin yazısını da daha sonradan yazmıştım hafta ortasında; özlem dolu itiraflarım ile dolu bir yazı oldu bu, benim için de milat sayılabilecek bir yazı oldu; o yazımı buradan okuyabilirsiniz... 

Tabii bir de, geçen haftanın bir önemli yanı daha oldu; Onur Yar geçen hafta bugün aramıza geri döndü. :) Onur Yar, benim 2007 senesinden beri en sevdiğim radyo programcısı... Onu bu kimliği ile tanıdım başta, ama sonra Twitter'dan ve diğer sosyal medyalardan takip ettim. Ve yıllar boyu da takip etmeyi bırakamadım. Eskisi gibi bizlerin arasında dönmesini öyle bir heyecan ile bekleyenlerdendim ki, aynı heyecan ile de karşıladım; sanki hiç gitmemiş gibi idi...

Onur Yar sevenlere ve tanımasa da gerçek bir dost, abi, kardeş ve de gecelerinize bir eşlikçi arıyor iseniz; Pazartesi'den Perşembe'ye dek, kendi youtube kanalında saat 23.00'de canlı yayında olacak bundan sonra. Onur Yar izleyelim, sevelim sevilelim diyorum bende sizlere... Bu akşam yine Youtube'da olacak ve öyle güzel bir video paylaşmış ki yine kanalında bugün, iyi ki youtube varmış da yine bizimle dedirtiyor resmen. O videosuna buradan ulaşabilirsiniz ve tabii ki youtube kanalına da... =)


Kağanım 2 haftadır Satranç oyununa epey merak sarmış durumda... Öyle ki, günde birçok kez oynuyoruz beraber. Geçen hafta da bolca satranç oynadığımız günlerle dolu bir hafta idi. Tabii ki acemi düzeyde oynuyor yeğenim, daha 6 yaşında. Hem öyle çok çabuk da öğrenmedi zaten! Hala amacı hep en çok taşı yemek, rakibinin taşlarını bitirmek. Kuralları iyice bellemiş durumda, taşlarını da koruyor ama en önemli taş onun için Şah değil mesela. Yeğenim için satranç oynarken en önemli taşı Vezir, en çok onu seviyormuş. Çünkü bilen bilir, "Vezir her tarafa istediği kadar gidebilir, bir tek at gibi gidemez." Kağanıma sorunca, "neden vezir'i seviyorsun en çok?" diye, o da böyle cevap veriyor. :)

Velhasıl evde satranç bu kadar gündemimizde iken, geçen hafta benim ders çalıştığım bir akşamda Kağanım resim çiziyordu. Sonrasında gösterdiği üzere çizdiği resim yukarıdaki işte, yeğenimin ellerinden Satranç Oyunu adlı eseri... Henüz okuma yazma bilmiyor tabi, dedesinin onun olması için verdiği En Büyük Kasparov adlı Satranç kitabında yazanları taklit ederek "Satranç Oyunu" da yazmış üstüne. Sevdiği şeyleri resme dökmeyi ve böylece etkinlikler düzenlemeyi seviyor yeğenim işte... Yeğenime benden kocaman bir maşallah. Sizlerin de maşallahlarını alırız valla, tüm kuzucuklara olsun maşallah...


Bu kazağımı iki hafta önce aldı annem bana, çünkü ben bu kış bir geyikli kazağımın olmasını istediğimi söylemiştim anneme... Bu kış giyecek kazağım olmadığı için annem kazak almamız gerektiğini söylediğinde söylemiştim bunu. Kasım sonundaki sınav haftasonunda gidip bazı mağazalara bakmıştık alışveriş merkezinde ve fiyatları uygun gelmemişti. Ama iki hafta önce Pazartesi günü Yalova'daki sosyete pazarından annem bulup almış bana. Çok güzel değil mi ama? Annemin araştırmacı kişiliğine sağlık... :)

Öyle severek giydim ki nihayet geçen hafta, sonrasında da üstteki fotoğrafı çektim işte. Çıkarmak istemedi isem de üstümden, bunu gerçekleştiremedim tabii ki. En nihayetinde giymeden sürekli giymek mümkün olmuyor. Ama bu kış favori parçam bu kazak, bunu tahmin edebiliyorum. Neden geyikli kazak derseniz, ta geçen kış geyikli bir kazak istemiş ama bulamamıştım istediğim gibi ve bu kışa nasip oldu işte bulabilmek de alabilmek de... Geçen hafta bir türlü İnstagram hesabımda paylaşamadım üstteki fotoğrafımı ama demek ki o da önce buraya kısmetmiş. Ama haberiniz olsun ben bu fotoğrafı geçmem, daha çok paylaşırım; buradan da duyurmuş olayım bu vesileyle... 


Cuma gecesini, Kağanıma etkinlik gecesi olarak ayarladım; yeğenimle beraber yılbaşı kartı yaptık o akşam... :) Gündüzden ders çalışmamı da blog yazımı yazmamı da bitirdim ve akşam yemek sonrası Kağanımla üstteki güzel kartları yaptık beraber. Herkes kendi bildiği çam ağacını çizdi tabii ki; benim bildiğim sağ taraftaki gibi idi, yeğenimin bildiği de sol taraftaki gibi. Annemle ablam İstanbullu Gelin'i açtılar; bir yandan hep beraber çaylarımızı içtik, diğer yandan yeğenimle etkinliğimizi yaptık işte...

Üstteki yılbaşı kartlarını yapmak için çok şeye gerek yok aslında; boya kalemleri, kart yapabilmek için hafif sert malzemeden bir kağıt (veya karton da olabilir) ve de olabildiğince süs malzemesi... Bizim elimizde boncuk malzemeleri vardı, süslemek için onları kullandık. Çam ağaçlarımızı da boncuk malzemelerimin içinde bulduğum kesilmiş karton parçaları ile yaptık. Esasında, kartona fon kağıt kullanınca daha güzel oluyor ama bizim elimizde hep artık malzemeler bulunuyordu. 

Sonuca gelince; Kağanım bu etkinliğimizden çok hoşlandığını söyledi, önemli olan da buydu zaten. :) Şimdi yeni bir etkinlik bekliyor yeğenim benden. Sınavlarım sebebiyle beraber resim yapmalar, ödev yapmalardan öteye geçip bunları yapınca tabi devamını da istiyor kuzu. Yine arayış içindeyim misal bu ara, birkaç güne uygun etkinlik bulacağımı umuyorum şimdilik... 



Kağanım iki haftadır bizde kalıyordu; sebebi öncesinde haftalar öncesinde annemle benim -Kağanımıza kolaylık olsun diye- onlarda bir hafta kalmış olmamızdı, sonra sebepler çoğaldı bir hafta oldu iki hafta... :) Birkaç haftadır "ben de sizde kalacağım, çünkü siz bizde on gün kaldınız." diyordu, "Sen ilk iki yaşında neredeyse hep bize idin." desek de ikna edemedik ve kirvemizin oğlu Ufuk abinin geleceği zamanı denk getirdik ve Ufuk abi buraya geldikten 1 hafta sonrasında geldi bizde kalmaya başladı kuzum. Nedeni bu kadar işte... :) 

Bu bir hafta, uzadı iki hafta oldu işte geçen hafta başladıktan sonra bitecek iken. Geçen hafta Salı günü Ufuk abi gitti. İki hafta ablamlarla beraber hep birarada idik işte yine ama bir tek Kağanım geceleri de bizde yatıyordu işte. Geçen hafta ablam kirvemizin oğlunu yolculadıktan sonra, "Bir temizlik yapayım madem, iki gün daha kal." dedi. Ve Kağanım o iki günü de bir haftaya tamamlayıverdi...

İşte bu sebeplerle; kalacağı gününün pazar günü biteceğini iddia eden Kağanım, Cumartesi günü de ve Pazar günü öğlene dek de bizimleydi. Neyse ki haftasonu anne ve babası da bizde idi ama yine de gitmesine ikna edemedik. Sonuç olarak, Cumartesi gecesi de dedesinin akşam mesaisinden gelmesini bekledi ve bende nihayet gecenin bir yarısında üstteki fotoğraflarını çektim o gün... :) 


Pazar günü öğlen gönderebildik evine yeğenimi, anneannesi dedesi ve benle yine dolu dolu vakit geçirdik beraber. Evini seviyor ve kabul de ediyor ama ilk iki yaşında beraber geçirmek durumunda kaldığımız senelerden ötürü, bir yanı ara sıra burada da kalmayı istemekten vazgeçemiyor... Bir yerde okumuştum, anneannesigil veya babaannesigilin de desteği ve varlığı ile büyüyen çocuklarda oluyormuş bu. Kağanım burayı da evi biliyor; ikinci evi burası zaten, ama bunu içgüdüsel olarak da bilmesi hoşuma gidiyor doğrusu... :)

Ve Pazar günü, yani dün; Yeğenim anne babasıyla evine giderken, Cumartesi günü yaptırdığım ödevini burada unutup gitmiş. Üstteki ayıcığı boyarken öyle hoşuma gitmişti ki renkleri seçimi. Madem unutmuş da, bir resmini çekeyim ben dedim... Hani adı ayıcık sonuçta ama o bir ayı değil mi? Bir ayı bu kadar sevimli olur mu yahu! Bu ayıcık kadar sevimli bir hafta diliyorum hepimize... =)

Yeniden Fotoğraflarla 1 Haftam yazısı yazmak garip ama güzel de geldi. En son 2015 senesinde yazmışım ama yine de daha önceki Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarımı görmek isterseniz buraya bakabilirsiniz. Mutlu haftalar... 

10 Aralık 2017 Pazar

Pazar Yazısı #41 - Maşallahlık Pazar


Yine olabildiğince geç başlayan ve de olabildiğince ağırdan ilerleyen bir gün olması adına uğraşılan bir pazardı bugün... Sabah kalktığımda epey sisli ve fırtınalı bir yağmur hakimdi dışarıda. Uzun zamandır sanırım buralarda böyle bir fırtına olmamıştı, ki bu eve taşındığımızdan beri çok fırtına gördük. Ama eskiden daha sıktı böyle fırtınalar, kışlar daha çetindi dedirtti bugün bana. Sonra mevsimlerin değiştiğine üzülürken buldum kendimi elimi yüzümü yıkarken... Bir sene daha bitiyor, sadece bu seneyi değil geride bıraktığım birçok seneyi gözümün önüne getirip dalıp gitme fırsatını daha derinden yaşıyor ve bu hakkımı doya doya kullanıyorum bu ara... :)





Aralık ayını bu sebeplerden sevdiğimi söylemiştim daha öncesinde de, benim için maşallahlık pazar olmasının birinci sebebi bu... İkinci sebebine gelince de; bütün haftayı yeterince ders çalışmamış olarak geçirmiş de olsam, hafta başında yaptığım planımın biteceği güne gelmiş bulunarak birçok maddeyi gerçekleştirmiş bulunuyorum bugün. (Üçüncü sebebi de ekleyeyim o zaman, 41. Pazar Yazımı yazıyormuşum, "Maşallah".) 

Bazen plan yapıyorsun ve o plandan birini gerçekleştirip gerisi çöp oluyor hani ya, böyle anlarda insanın planı programı bırakıp salıp oturası geliyor doğrusu! Ama bende bu böyle olmuyor, vazgeçersem öylece salıp gideceğim; artık çok net biliyorum bunu. O sebeple, uzun bir süredir inanıp ısrar edip planları yeniliyorum. Ve yine yenile yenile, derken 2 haftadır üst üste tutturamadığım ve üçüncü haftası olan bu haftada da bir plan programı daha tutturabilmiş olmamın mutluluğu hakim içimde. Aman Allahım, maşallah! :)

Planlar ve programlara bir uyumlu bir uyumsuz olsam da, sürdürmeye devam edeceğim inşalllah... Ötesi plansızlık, mazallah daha kötüye gidiş vs olmasın diye hem de; sağlığım, hayallerim, yaşamam ve devam edebilmem için hayata... Planla programla toparlayayım kendimi, beni sıkan tek şey plan ve programlar olsun yeter ki, ben onlara uymak zorunda kalayım.
(Kendi kendime hakimiyet kuruyorum resmen! Ama sebebim var, benim içimde de gizli bir miskin var; herkes gibi aktif değil ama bazen de aktif oluyor, geceleri yatağıma yattığımda "ne yaptım ben bugün? -Hiç!" diye sorgulatıp cevap verdiriyor. O yüzden onu dışarı çıkarmamak için bu kadar çabalıyorum!)


Bir maşallah daha rica edeceğim şimdi sizden; bu hafta benim için çok önemli bir hafta idi, zira kendimi hafta başında aşmak konusunda bir eylemde bulundum... Özlem Dolu İtiraflarım adlı yazımı hala okumayan var mı bilemiyorum ama bu itiraflarımla dolu yazım, beni öyle rahatlattı ki. O yazımın devamının gelmesine henüz hazır mıyım bilmiyorum; ama hazır olmayı beklemeyeceğime dair verdiğim bir söz de var ki kendime, o sözümü tutmaya çalışıyorum bu sıra. Kolay değil zordu o yazıyı yazmak, ama içimde "yazmasaydım keşke" diyen hiçbir yan olmadığına mutluyum şimdi. Bir maşallah rica edeceğim dedim, çünkü yıllardır içimde bekleyen itiraflarımdı onlar ve dediğim gibi kolay olmadı. Benden kocaman bir maşallah daha bu nedenle...


Ve bir maşallahım da, hafta başından beri dinlediğim üç şarkı adına; hafta boyunca her birini kaç kez dinledim bilmiyorum (tahminimce günlük 10'u çoktan geçmiştir) ama haftanın sonuna geldik ve ben hala bıkmadım bu üç şarkıdan;

Ersay Üner- İki Aşık

Buray- Sahiden

Pera- Her Şeyim... :)


Şimdi bizlere Maşallahlık bir hafta diliyorum. Öyle bir hafta olsun ki; planlarımıza uymaktan, sağlığımız için çabalamaktan ve de sorumluluklarımızı bilmekten vazgeçmeyeceğimiz bir hafta olsun... Sevgilerimi ve üstteki üç parçayı sizlere ithaf ediyorum... İyi ki oradasınız! =)

9 Aralık 2017 Cumartesi

2017 Ekim Ve 2017 Kasım Nasıl Geçti?


İlk bu seriye başladığımda, Ocak ayındaki kitap okuma ve film izleme serüvenimden bahsediyordum ve o zaman emin değildim bu yazı dizisini bu kadar sürdürebileceğime. Nihayet Aralık ayındayız şimdi, sıra 2017 Ekim ve 2017 Kasım aylarına geldi bile...

Bu iki ayın benim için nasıl geçtiğinden bahsetmeden önce söylemeliyim ki; 2017'nin başlangıçlarına nazaran yapmak istediklerime dair azimle gelebildiğimi, görebildiğime ve de düşünebildiğime şimdilerde epey mutluyum. Film izlemekte de, kitap okumakta da, her ay bir şeye veya bir şeylere odaklanıp bunlardaki kararlılığımı düzenli şekilde sürdürebildiğime de... Elbet düzenler zaman zaman bozuluyor, ama her defasında bu azimi sürdürmek için geri döndükçe; bu düzen işliyor ve bir bütünde güzel şeylere sebep olabiliyor. Bu seri benim için bu açıdan güzel şeyleri sağlamama sebep oldu. İyi ki yazmaya başlamışım sene başında bu yazı dizisini yani... İyi okumalar... :)

2017'nin Ekim ve Kasım aylarında, Minimalizme sardığım merak üzerine eyleme geçtim... (:




Minimalizm hakkında ne biliyordunuz bilmiyorum ama daha bununla ilgili videoları ve de yazıları okumadan önce bununla ilgili; her şeyden feragat etmek değil, olabildiğince gerekli eşya ile düzeni sağlamak ve böylece hayatın daha kolay olacağını savunan bir düşünce biçimi olduğunu biliyordum... 

Tabi benim bunu bildiğim kadar, böyle olmadığını iddia edenleri de gördü bu gözler daha öncesinde. Ama bende; olabildiğince gerekli olan eşyaları hayatımda tutup, gereksizlerini hayatımdan çıkarmaktan ve gerektiği kadar düzenle yaşamını kontrol etmenin düzgün bir yaşamı sürdürmeye yardımcı olabileceğine inanıyorum... Bu sadeliğin daha sağlıklı olduğu inancı, abartı ve fazlalık hayatımızın her alanında daha büyük sorunlara sebebiyet verebiliyor zira.

Youtube'da izlediğim videolardan beğendiğim iki video var minimalizm üzerine; biri Ilgın Özgan'ın "Hayatı Sadeleştirmek" adlı videosu, diğeri de Melisa Gelis'in "90 Maddelik Minimalizm Denemesi" adlı videosu... Her ikisi de belirli birikimlerini güzel bir dille anlatmış ve Melisa Gelis bu konu hakkında bir liste bile hazırlamış... :)

Öğrendiğim bilgiler, Minimalizm'i "hayatı sadeleştirmek" başlığı altında güzel bir yere koyuyor. Bu da şu demek; vücuduna fayda sağlamayan yiyecek ve içeceklerden, ruhuna zariflikten çok ağırlık veren herşey minimalizmin sadelik öğretisini oluşturuyor. Herşeyin fazlası zarar kısaca; düzensizliğin kendisi, vücuduma fazla gelen ve dokunan yiyecek içecekler, işime yaramayan gerektiğinden fazlası bulunan herşey... 

İşte bu öğretilerden öncesinden de kitaplığımda yeni kitaplarıma kalmayan yer konusunda, aslında kitaplığımda olsa da okumayacağım kitaplarımı tutmak konusunda ısrarcı idim. Esas karara varamamış halde idim işte... Minimalizm üzerine yukarıdaki videoları da izleyip düşününce; hayatımı sadeleştirmeye öncelikle kitaplığımdan yola çıkarak eyleme geçtim... Yerim dar, her daim yeni bir kitabı alabilecek büyük bir kitaplığım yok, ama okumaya da devam ediyorum. Kitaplığımda o kadar yer yok ki, okuyup beğendiğim birçok kitabımı kitaplığıma koyamıyordum. Kitaplığımdan çıkarmak istediğim kitapları gözle bile seçer hale geldikten ve bu gözle seçilen kitaplarım 10 adetten fazla olunca, odamın şeklinin değiştiği Kasım ayında, annemin kitaplığımdan indirdiği kitaplarımı ayıklamaya ve çıkarmak istediğim tüm kitapları da bir kutuya doldurmaya başladım. 

İşte bunların sonucunda, kitaplığımdan çıkarttığım 30 kitabı yakınımızdaki ortaokulun kütüphanesine bağışlamak üzerine kutuladık ve geçen haftanın başında da okula götürdük... Daha öncesindeki haftada da büyük kağıt dosyamda kullanmadığım eski ders notlarımdan arındırmıştım dosyamı... Diyeceğim o ki, küçük bir fayda analizi ile, odamdaki kullanılabilir alanı böylelikle sadeleştirmeye başladım. Zira gözüm yoruluyor, düzenim daha da sağlanıyor. Ve benim bu konuda yazmaya ve de daha arınmaya hevesim var. Düzen güzel şey, az eşya daha çok sahiplik de demek bence aynı zamanda da... :) Siz Minimalizm hakkında ne düşünüyorsunuz bu arada? Benimle paylaşmanızı bekliyorum sabırsızlıkla...

2017'nin Ekim ve Kasım aylarında sıkı sıkıya çalıştığım beş dersimin, 25-26 Kasım 2017 tarihlerinde Ara sınavlarımı atlattım... (Bu dönem okuduğum Aöf Sosyoloji Lisans bölümümde, kalan son 6 dersimin 5'ini alıyorum.)



Bir başlıkta ve iki cümlede anlatılabilen bu konu, garip bir heyecan ve tez canlılık barındırmama sebebiyet veriyor bu dönem bende. Ara sınavlarıma girdim ama son sınavlar olmasına rağmen bir an önce bitmesine dair bir istekle artık biraz sabırsızlık da bulunduruyorum içimde, sınav sonrasında bir inanamamazlık da barındırdım içimde. 

Üstteki resimlerde de gördüğünüz üzere, ara sınavları bitirdiğimiz o gün arabaya bindiğimde yüzümde bir tebessüm ama bir yandan da şaşkınlık vardı. Sınavlarımın nasıl geçtiğinden ve de nasıl hissettiğimden bahsetmiştim o gün esasında buradaki yazımda da. Ama şu hislerimden bahsedemedim bu dönem; 6 senedir devam ediyorum bu bölüme ve artık bitebiliyor olduğuna sevinirken, bir yandan da bitmesini dört gözle beklediğimi hissediyorum. Hani bir şeyi bitirmek üzere olduğunuzu hissedersiniz ama diğer yandan da "ya aslında düşündüğüm gibi gitmez ise işler?" diyerek endişelenirsiniz ya hani! Bu endişe içinde, hem daha çok çabalamak hem de bir an önce sonuca ulaşmak adına stres ve sabırsızlık içine kaldığım bir noktadayım işte. 6 senedir bu bölümü bitirebilmek adına çok çaba verdiğime inanıyorum; gerek hastalandığım sebeple ihmal etmek durumunda kaldım da uzadı, gerekse de bazı derslerimin sınavlarında çabalarıma herhangi şekilde sınavlarımın ilkinde istediğim sonuçla karşılık alamadım ve uzadı işte... 

Velhasıl bitmesini istediğim bu bölüme emek verdiğim kadar, o da beni geliştirdi. Ezdi, büktü ve bir amaca doğru giderken streslerden ferahlıklara çıkardı. Şimdi bitmeye yakın iken ben, ara sıra endişelerdeyim. Razıyım bu sene de stresli-stressiz geçsin gel gitlerde, ama bol azimli şekilde geçsin ve kolayca verebileyim şu son derslerimi de. O diplomanın resmini buraya da koyacağım, evimizin salonundaki vitrine de; zira bu 6 senede, sağlığımdaki gel gitlerin ve durağan veya hareketli anlarının da izi var. Bu güzel bir amaçtı, güzel bir hayalimdi; liseden beri istediğim bir bölümü bitirip, kendimi geliştirmeme de tutunmama da sebep oldu amaçlar dizisine... :)



2017 Ekim Ve 2017 Kasım aylarında 17 film izledim.




Ekim ve Kasım aylarında 17 adet film izledim; 9'unu Ekim ayında, 8'ini Kasım ayında izledim. 1 haftada 11'ini izlediğimde yazısını yazmıştım, 1 Haftada 11 Film İzledim başlıklı yazımda... Ve diğer izlediğim 6 film ise şunlar idi;

Bizim Hikaye- 11.10.2017
İftarlık Gazoz – 13.10.2017
Dans Tutkusu 18.10.2017
Tiffany’de Kahvaltı - Tiffany’s Breakfast – 08.11.2017
Sarı Zeybek – 10.11.2017
Ekşi Elmalar – 27.11.2017

Ancak gelgelelim benim Ekim ve Kasım ayında izlediğim ve bir daha bir daha izlemek isteyeceğim iki film oldu, onu da üstte afişlerini ekleyip yan yana koyduğum gibi bu iki film; Güzel Ve Çirkin Ve Peekay idi... 2017 yılında, en iyi şekilde yerine getirdiğimi düşündüğüm bir madde var ise eğer; o da bol bol film izlemem oldu. Senenin başında ayda en az 8 film izleme kapasitesi koymuştum ki, senenin son ayının içinde bulunduğumuz bu günlerde bunu fazlasıyla yerine getirebildiğime seviniyorum. :) Pk'ı kesinlikle tavsiye ediyorum bu arada; izleyin, Amir Khan benim için candır ya! (:


2017'nin Ekim ve Kasım aylarında en çok dinlediğim müzikler... 


Gelelim Ekim 2017 ve Kasım 2017'de en çok dinlediğim müziklere;

Ekim ayının bana göre sanatçıları hep Karadenizlilerdi. Keşfettiğim şu ki, Eylül ve Ekim'e Karadeniz müzikleri çok yakışıyor. Ama bunların yanında en çok dinlediğim bir sanatçı da vardı ki; adı Emir Can İğrek'ti. Ben kendisinin ilk müziğini Eylül ayında Meromun tavsiyesiyle dinlemiştim, müzik kutusu adlı şarkısı. Ekim ayında da kendisinin tüm müziklerini dinledim, her birini de sevdim... Öyle uzun zaman olmuş ki, yeni birini keşfedip her şarkısını beğenmeyeli; Ekim ayında da Kasım ayında da en çok dinlediğim onun şarkıları idi...


Bir de bunların yanında en çok dinlediğim 3 müzik oldu ve bu 3 müzik benden hepimize gelsin. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle... :)






7 Aralık 2017 Perşembe

Nöropatik Ağrı İmiş - 07.12.2017


"Sebebi ne olursa olsun sağlığın ihmalinin, korkudan sebeple de sonuçlardan kaçınmanın hiçbir faydası yok insana!" demiştim dün gece instagram hesabımdaki bu paylaşımımda. Bugünkü yazımın esas konusu budur işte... :)



Dün Yalova'ya gittik ve kaç zamandır ne olduğunu bilmediğim ve yeni bir atağin belirtisi olmasından korktuğum yanmalarımın sebebini doktorumdan öğrendim... Şükür ki; dün gece Yalova'daki Aktif Fizik Hastanesi'ndeki Fizik Tedavi Doktorunun beni rahatlatması ve ilaç tedavisine başlatması, bir başka ihmali gönül rahatlığı ile bitirmeme de sebep oldu... 


Dün şikayetlerimi doktora anlattığımda çok sürmeden beni muayene etti önce, güç konusunda değişkenliğim olmadığını ve belirli durumlarda da iyi olduğumu söyledi. Durumumu kötü görmediğini hissettirdi ve kontrolünün sonrasında da karşıma oturup bana şöyle dedi; 

"Didem, bahsettiğin Nöropatik bir ağrı. Çoğu hastalar bunu tanımlayamaz ve bu durumun ağrı olarak da kendini belirtmemesinden kaynaklanabiliyor. Ama neticede bir ağrı ve tedavi edebilmek için bir ilaç yazacağım sana. Biraz ağır gelebilir başlangıçta ama ilk 10 gün yatmadan bir saat önce iç sonra sabah akşama dön." 

Durumum doktorumun anlattığı üzere ve fizyoterapistlerim olan Yasemin ve Merve ile de az biraz tahmin ettiğimiz üzere "sinir ağrısı" imiş. Biz sinirlerden birinden herhangi bir baskı olabileceğini tahmin etmiş ama "nöropatik ağrı" diyememiştik. Teşhis konuldu ve ben öyle bir rahatladım ki, beklediğim bu değildi ve benimki beklemediğine kavuşmak da olduğu için rahatlığım artarak katlandı... 

Korku diyordum ya; sebebi doktora gittiğimde "bu yeni bir atağın başlangıcı" diyecek diye düşünmem idi. Zira ben ilk defa bu kış yanma belirtisi ile karşılaşıyorum vücudumda. Meğer sinir ağrılarının belirtisi üşüme veya yanma şeklinde kendisini gösterebiliyormuş. "Atak değilmiş, doktorum bunu da onayladı!" :) ... Bu yazıyı şu sebepten de yazıyorum, ne korkunuz olursa olsun doktora görünmeyi ihmal etmeyin lütfen. Google korkularınızı tetikleyebilecek bir araç bu süreçte, Google'ı doktor olarak görmeyin. Ne nedir diye bakacağınız son yer bile olmasın Google sağlık sorunlarınızda... "Çünkü sağlığımız korkumuzla geri plana atılacak, ihmale uğratılıp en son müdahale edilecek değersiz bir eşya değil. Yangında kurtarılacak ilk eşya, gerçek hayatta da böyle müdahale etmek gerek ona..."

İşte böyle bilgisine ve ilgisine güvenerek gittiğim doktorum, beni öyle bir rahatlattı ki; dün pilates topuna ayaklarımı uzatıp belimi dinlendirme, ayaklarımı gerdirme ve birkaç hareketimi yaptığım egzersizler dizime de gönül rahatlığıyla döndüm. "Sadece bir süre aşırı şekilde zorlamamak adına, bel hareketlerine çok yüklenme" dedi doktor. Bir sürelik bel bastırma ve belimi zorlayabileceğini düşündüğüm hareketleri olabildiğince az miktarda tutacağım... Bir süredir Pilates topu üzerindeki egzersizlerime ara vermiş olmamın sebebi ise, ara sınavlara doğru derslerime çalışmaya ağırlık vermemden ötürü zoraki bir süreçle gerçekleşmişti. Ama sonrasında da bel yanmalarımın, bacak ağrılarımın ve yanmalarımın meydana çıkması ile, ihmale bende sebebiyet verdim; geri dönme sürecimi erteleyerek ve olabildiğince uzatarak... Şükür ki dün bu ihmale de son verip, önce kendime sonra da Yaseminime verdiğim sözümü tuttum nihayet... :)



Diyeceğim o ki; "Nöropatik Ağrı İmiş, oh be!" dedim dün gün boyunca... Ve bu sabaha uyanmadan önceki gece Pilates topumun üzerindeki egzersizlerime geri döndüm ve üstteki kolajladığım resimlerimde de görüldüğü gibi; kendi kendime verdiğim sözümü tutmam ile büyük bir tatmine ulaştım ve bir daha hiçbir durumun ihmalime uğramasına sebebiyet vermeyeceğimi umuyorum. Çok ders çalışmam gerekse bile, gecesine ve gündüzüne iki kez ekleyeceğim Pilates Topu üzerine ayaklarımı uzatarak yaptığım hareketlerimi eksik etmeyeceğim... Sağlığım her şeyim, ama sağlığımı ihmal ettiğimde ihmallerimin kötü sonuçları oluyor her şeyim!


Öncelikle doktoruma teşekkürlerimle; korktuğum bir süreçte daha beni yalnız bırakmayan fizyoterapistlerime ve aileme, bir de kendime verdiğim sözümü tutup geri döndüğüm hareket düzenim adına dün bir ihmalimi daha sonlandırdığım için kendime teşekkür ederim... Bu yazıyı en çok kendime teşekkürlerimle bitiriyorum işte ve yine sizlere sevgilerimle... =)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...