26 Temmuz 2014 Cumartesi

Perge Antik Kenti Gezimiz - 1


Perge, Antalya'nın 18 km doğusunda Aksu ilçesinin sınırları içerisinde bulunan bir Antik Kent. Perge'ye girince şunu hissettim bende, "Sanki daha yeni yıkılmış ve terkedilmiş bir şehri geziyoruz..." Şimdiden söylemesi, bol resimli bir gezi yazısı sizleri bekliyor... İyi okumalar... :)


 Perge Antik Kenti'ni gezmeye gittik Çarşamba günü. Denize gidemiyoruz, bari gezelim bir yerleri dedik. Benim aklımda hep bu çevredeki Antik Kentleri gezme fikri vardı. Dedeme hangisi uygun diye sorduk, saydıklarımın arasından Perge'yi seçti. Perge, Aksu tarafında bir Antik Kent. Antik Kent dediğimiz yerler, Açıköğretim Sosyoloji derslerimde gördüğümüz ilk toplu yaşanmış kentler oluyorlar. Bu açıdan da gidip görebildiğime çok memnun oldum... :)


Aksu yolu üzerinde, havaalanını geçtikten ve tabelada yazan Perge sapağına döndükten sonra bir daha tabela bulamıyorsunuz ne yazık ki. Meğer İtfaiye'nin oradan dönülüyormuş sağa ilerleyince. Ama duyurulur; Biz tekrar Perge tabelasını bulmadan önce, bilinçsizce dönmeden ilerledik de ilerledik. Bir devlet dairesi gibi bir yerin güvenlik görevlisi yönlendirdi bizi. "Geri dönün ve İtfaiye'nin oraya sola dönün." dedi. Yoksa daha çok arar dönerdik o taraflarda... :)


Perge tarafını bulup ilerlediğimizde, yol kenarında etrafı tellerle çevirilmiş birkaç bina karşılıyor sizi. Roma Çağlarından kalma...


Bu oyulmuş taşlar da başta olmak üzere, birçok oyma taşlar ve incelikli yapılmış yapıtlar var...


Yolumuza devam ediyoruz yol kenarlarına bakarak... Sanki terkedilmiş bir köyü gezer gibiyiz sıcak altında. Bu hoşuma gitti en başından. Kayıp bir şehiri bulmuş gibi... Eskilerden kalma şeyler hoşuma gidiyor böyle. Ama bu Antik Kent benim ilk gezdiğim Antik kent oluyor... :)


Ve karşımıza Stadyum çıkınca arabayı durduruyoruz. Burası muhtemel olarak, "Roma filmlerinde gösterilen stadyumlarından biri" diye düşünüyoruz. Neden öyle tahmin ediyorsun diye sorarsanız, onların yapısına çok benziyor. Ama tabii ki, filmlerde gösterilenlerden çok çok eski döneme ait...


Tabelada Stadyum'un hangi dönemden kaldığı yazıyor. Bu Stadyum Roma Çağı'ndan kalmaymış. Stadyum (Roma Çağı) ve Stadıum (Roman Age) yazıyor tabelada... Annemler bu resimde şunu tartışıyorlardı; o gördüğümüz oyuklar büyük ihtimal gösteri veya ceza için oradan çıkarılan yırtıcı hayvanların sokulduğu bölge. Bir bakıma stadyumun gösteri kısmına buradan giriş yapılıyordu diye sanıyoruz. Rehbersiz gezmek, eksi bir durum tabii. Ama roma filmlerinden anladığımız kadarıyla durum böyle olmalı... :)


Dedem bizden önce gittiği için biliyordu burayı. Dedemin söylediğine göre; bu stadyum, zamanında 10 bin kişiye kadar seyirci alabiliyormuş. Gerçekten hayretlik şey, o dönemde böyle yapıların yapılabilmesi... :)


Annemle-Babam bana poz veriyorlar, Perge Stadyum pozu... O dönemde bir stadyumları olmaları güzel bir şey diye düşünüyoruz bu anlarda da. :) Tabii cezalandırma işini yapmaları iyi olmasa da... 


Perge açık hava müzesini gezme alanının otoparkına giriyoruz, yol kenarlarındaki yapılar bittikten sonra. Sanırım buraya gezme daha çok serinlik çöktükten sonra geliyorlar, resimde yan tarafta görüldüğü üzere üzerleri örtülü hediyelik eşya standları bulunmakta. Karşımızda da, önünden geçtiğimiz stadyumun arka kısmı görünüyor.


Arabamızı bıraktığımız otoparktan çıkıp ters yöne doğru gittiğimizde, sadece müze tarafında birkaç stand açıktı. Bu standlarda da ilgimin çoğunluğunu çeken bu stant benzeri standlar oldu. Sebebi elbetteki şu taşlarla yapılan hayvan figürleri... Bence orasıyla en alakalı olan bu taşlardı. Bir de Perge yazılı eşyalar satılan bölüm. Ama alakalı alakasız görünen her eşya çok güzeldi, sıcakta bakamadık orası ayrı tabii...


Perge açıkhava müzesine girmek üzerine bu büyük tabelanın yanına geldik, bilet almak için elbette...


Bilet sırasında, annem Maximum kartını müze kart olarak kullandı. Dedem 65 yaş üstü ücretsiz olduğu için biletini ücretsiz aldı. Ben ise engel durumumdan ötürü ücretsiz girdim. Benim yanımda birini de refakatçı olarak alabiliyorlar böyle yerlerde bazen. Babam da refakatçım olarak girdi... Engel durumum konusunda, sağolsunlar böyle şeylerde bana bir incelik sağlıyorlar. Çoğu yerde, engellilerin girebileceği bir düzenek bile yokken... Bunu ayrıcalık değil de incelik olarak görüyorum. Tıpkı 65 yaş üzerine ücretsiz olabildiği gibi... 

Tabii bu durumda da çok iyi oldu, tek başıma akülü sandalyede bile olsam biraz zor gezdim. Sonuçta yerler toprak ve bazı yerler de çok ince toprak olduğundan babamın desteğiyle hareket edebildim. 

Ve diyeceğim, biz epey uygun girdik... 20 tl'ye girecekti babam eğer ben olmasaydım, bir seferliğine. Müze Kart alacak olursa da, 40 tl'ye. Ve 1 ay babam da ücretsiz girebilecekti sonrasında. Şimdi annem, ilk defa kartını Müze Kart olarak kullandığı için de, 1 ay ücretsiz girecek Müzelere...


Biletlerimizi aldıktan sonra, bu girişlerden içeri girdik. Ben sandalyem ile, engelli bölümünden geçtim. Annemler ise diğer dönen kapılardan. Öğlen vakti olduğu için, pek bir sakindi biz gittiğimizde. Dediğim gibi sanırım akşamları gidiyor çoğu turist. Birkaç turist biz çıkarken giriyordu hatta, hava serinlemeye yakındı...


İlk girdiğimizde bu yapı çıktı karşımıza. Ancak kazı alanına girmek yasaktır yazıyordu. Arka tarafından girilecek yer vardı, ama benim girebilmem pek mümkün değildi oraya da...


Kenarlarına şeritler çekerek çevrelenmiş bu yapı, sanırım bir avlu olmalı. Tabelası yoktu ne yazık ki... Ama dediğim gibi, yeni terkedilmiş veya yağmalanmış gibi değil mi?


Burası da bir Bazilika'nın önü. Annem ve Babamla Kağan'a poz verdirttim. Kağan'ım uykulu, annemde güneşten ötürü biraz bana bakamadı tam... Ama güzel bir fotoğraf oldu yine de... 

Bazilika'nın orada ne olduğunu bilemedik. Ancak eve gelince, Bazilika'nın ne olduğuna baktım netten. Bazilika, Erken Hristiyan ve Ortaçağ mimarilerinde, yan geçitleri bulunan (yan nef), galerili veya galerisiz klise; bazilikal planlı kilise. Bu bilgi şuradan alıntıdır... :) 


Dedem önden giderken bizde onu takip ettik bir ara. Ama o tarafa ne yazık ki girmem epey zor olacak diye tereddüt ile ilerledim. Sonra annemlerin arkada kaldığını görünce bir an durdum bende... :)


Arkama döndüğümde annemler bu vaziyette idi. Annemler burada ne yapıyor dersiniz? Kuyunun içini görmeye çalışıyorlar tabii ki. :) Gezide herşeyin peşinde meraklı davranırız biz. Bir turist gibi davranmaya bayılırım ailemle böyle zamanlarda... Bu da o anlardan biri işte. Merak böyle yerlerde en güzeli... :) Gezdiğin yeri dolu dolu gezmelisin ama değil mi?


Dedemin gittiği taraf bu taraftı. Ancak ben buradan öteye geçemedim işte. Kum çok inceydi, batma ve çıkamama ihtimalime karşı annemleri yalnız gönderdim... :) Bende dedemle sağ tarafa gezintiye çıktım ufak çaplı, babamların dikkat et tembihleriyle... :)


Annemlerin gittiği taraf burasıydı. Annem o tarafa dair bir sürü resim çekmiş. Tabii onları ikinci yazı da paylaşacağım. Ancak şimdilik benim geçtiğim tarafı biraz gezelim... :) Karşıdaki bir tarafı restorasyonda bir tarafı da sağlam görünen yer, Perge Şehrinin giriş kapısıymış sanırım. Oranın da tabelası yok sanırım, ben ne olduğuna internetten baktım...


Biz dedemle gittiğimiz yöndeki 2 yapıyı görebiliyoruz. Burası gidiş yolumuz. Söylemeden geçmeyeyim; annemlerin gezdiği kadarının 5 katı daha yer varmış gezilecek, ama daha yukarılara çıkmak gerekiyormuş. Benim ise gezebildiğimin 10 katı daha yer var demek bu da. Ama fotoğraf makinesini anneme emanet etmiştim Allahtan. Onun gözünden de anlatacağım Perge Antik Kent Gezimizde.. :) 

Bizim gibi gezen adamlardan biri gezerken bir ara şöyle dedi; "Kazı yapılan üst kısımlar da varmış sanırım. Burası şehrin alt kısmı olmalı. Benim bildiğim böyle kentlerde evler üstte, şehir alt kısımlarda olur." Üst tarafa çıkabilmek mümkün olsaydı evlerin yapılarını da görmeyi isterdim ama, üst tarafta ne olduğuna dair bir fikrim bile yok... :)


Burası Bazilika'nın bir parçası olmalı sanırım. Bazilika'nın bulunduğu yerin tarafında çünkü. Ama maalesef buranın da tabelasını göremedim. Sanırım biraz yanlış zamanda gittik biz, çünkü birkaç yer restorasyon evresinde ve de birkaç yerinde tabelası yoktu... :)


Dedemi bu yapının önünde çekmek istedim biraz. Şu sütunlar en çok hoşuma gidenlerden oldu doğrusu. Antik Kent'in tadının çıktığı zamanlarda şu sütunlar çevresinde gezebilmekmiş sanırım. Sütunların arasından geçmek ve kendimi küçük bulmak onların arasında hoşuma gitti. O devirde bunları yapabilmek çok güzel... :)


Dedem oturarak poz verdi bir de bana...


Ve tabelaya dönüp, ne olduğunun yazdığı yere bakmadan önce bir poz daha... :)


Bu yapı Roma Çağı'ndan bir Agora imiş. Agora nedir diye de baktım; Agora, antik Yunan kentlerinde, şehirle ilgili politik, dini, ticari her türlü faaliyetin gerçekleştiği, tüm kamu binalarının etrafında sıralandığı halka ait geniş açık alan olup, Helenistik dönemde şekillenip Roma İmparatorluğu’nda ortaya çıkan forumların öncülüdür. Daha fazla bilgi için buraya bakabilirsiniz...

                         

Ve burası bir Cadde, dükkanların bulunduğu cadde gibi bir yer olması lazım burası da. Annemin çektiği fotoğraflardan öyle tahmin ettim :) Bu sütunlar gibi şimdiki zamanda da yapılandırılmış şehirlerimiz var mıdır acaba. Olsa hiç fena olmaz bence... :)


Burası avlu dediğim yerin arkadan görünüşü. Ben babamların girdiği yerin girişine kadar, başka yoldan ulaşabildim...


Ve babamlar, karşı tarafta idi. Orada da Güney Hamamı, Sütunlu Cadde, Su Kanalları, Yaya Kaldırımı ve Dükkanların bulunduğu cadde var... Şimdilik benden bu kadar. Annemin objektifinden bu yazının devamı gelecek. Belki birkaç saate, belki de yarına... 

Umarım beğenmişsinizdir, Sevgilerimle... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...