29 Ocak 2015 Perşembe

Zayıflama Çabalarım Sürüyor...

Bu sıra yine yeni bir zayıflama maratonunun içindeyiz yeniden. Kendi yaptığım planlar dahilinde yavaş yavaş sürdürdüğümüz uğraşlar, üst boyuta ulaştı ve bir diyetisyen eşliğinde sürmeye devam ediyor. Mayıs ayında annem için buldugumuz diyetisyen Yusuf bey sayesinde bende bir yerden devam ediyorum zayıflama maratonumu sürdürmeye...:)


Yaklaşık 4 sene kadar önce geçirdiğim ataktan sonra, hareketsiz kaldığım zamanlar bana kilo olarak geri dönmüştü. O zamanlardan beri kilo verebilmek için çabalarımızı sürdürmeye devam ettik. Tam birşeyleri 2 senede epey düzelttik derken, 2 sene önce tekrar atak geçirmem beni bir kez daha birkaç kilo olarak geriye döndürmüştü maalesef. Ama o zaman bile pes etmeden gücüm yettiği kadarıyla sürdürmeye devam ettirdim çabalarımı. Tüm geçen zamanlar dahilinde, çabalayan olmaktan vazgeçmedik ailecek, şükür.

Dönem dönem, değişik tavsiyeleri dinleyerek uygulamalarımız gerçekleşti. Denedik, deneyimledik ve yavaş yavaş da olsa güzel sonuçlar da almayı sürdürdük çok şükür. Şimdi ilk zamanlardaki kadar kilolu da değilim, ilk atak öncesi kadar zayıf da. Aslına bakarsanız, 2 durumun ortasında olduğumu söyleyebilmek bile çok güzel. :)

Esasında son zamanlarda iyiye giden hallerimi, hem fizik tedavimin artışına hem de bu tür şeylerin biraraya gelerek vücudumun daha sıkı çalışmasına sebebiyet verdiğini düşünüyorum. Şansımın yaver gittiği bir dönemdeyim sanırım.  :)

Başladığımız diyet programıma gelirsek;


Sağlık problemim sebebiyle tartılamadım şimdilik. Ancak bana göre bir beslenme programı ayarlanıyor haftalik olarak. Bu düzene göre hareket ediyoruz. Her hafta ilerleme kaydedebileceğimiz değişiklikler yapıyor diyetisyenimiz. Bu beslenme programına göre, annemin ve benim beslenme saatlerimız ayrı. Bir tek akşam yemeği saatlerimiz aynı şimdilik. Annemle aynı diyetisyene gidiyoruz evet... :)

Beslenme programlarımızdan bahsedecek olursam, elimizdeki programlar bizim değerlerimize göre ayarlaniyor. Ara öğünleri ile düzenlenmiş ve kisiye gore yasaklar var. Beslenme programlarımızın ortak noktası, ara öğünlerin ve bol su içmenin varlığı... Geçen hafta yoktu listemde ama, bu hafta kahvaltı sonrası Şekersiz Türk Kahvesi var mesela. :)



Bir de sağlıklı beslenmek istiyor ve zayıflamak istiyorsanız; makarna, pilav, tatlı ve çikolata yasak. Bana yasaklananlar bunlar, anneme de pilav ve makarna yasak mesela. Evet şimdilik zor, ama zaman geçtikçe alışacağıma inanıyorum bende. Tabi bu hafta ve önceki hafta, tatlı konusunda azıcık deldim bu kuralı. Hemen bırakmak kolay değil, malum. Ama çok değil sadece birkaç günde birazcık işte. :)

Üstteki resimde ara öğünlerimin örnekleri. Bazen bir meyve, bazen metabolik karışım, veya çorba. Ölçülü düzeyde de olsa bir zaman sonra doyurucu geliyor iyice...

2. Haftamın içindeyim bu hafta ben, annem ise yeniden başlayalı 3 hafta oluyor. İlk haftadan etkisini gösteriyor mu derseniz, gösteriyormuş demek ki derim. Çünkü metabolizmamın 2 haftadır daha iyi çalıştığını hissediyorum sanki. Belki de, yasaklara uydukça olması gereken beslenme düzenine kavuşmak iyi hissettiriyor. Aynı zamanda annemler hafiflediğimin hissedildigini söylüyorlar. Inanirim, çünkü onlar taşıyorlar beni kolay mı...


Diyeceğim o ki; zayıflama çabalarımız sürüyor ve daha iyi sonuçlar alabileceğimiz yola girdiğimizi hissediyorum. Evet, girdiğimiz yol başta zorlayıcı olacak ama inşallah sonu müthiş olacak. Umarım bu sene hepimiz için zayıflama ve sağlıklı beslenme yolunda kalıcı sonuçlar aldığımız bir yıl olur.

Bu konuda yazmaya devam edeceğim yine inşallah. Zayıflama konusunda bildiklerimi ve denediklerimi yazmaya devam ederim yeniden diye düşünüyorum. Sağlığımız için çabalayan olmaktan vazgeçmediğimiz günler dilerim. :))

26 Ocak 2015 Pazartesi

Ve Finaller De Biter...


Ve dün finalleri de bitirdikten sonra,  yeniden buradayım ben. Moralim daha da yerinde şükür, e finallerde bitince. Üstteki fotoğraflar Cumartesi gününden hallerimiz. :) 

Finallerin başlangıç gününde, saat 14'te 1 sınav oturumum ve bu sınav oturumumda da 2 dersimin sınavı vardı; toplumsal değişme kuramları ve klasik sosyoloji tarihi. Çalışmıştım ve başardım diye düşünüyorum, rahat ve güzel geçti ikisinin de finali. 

Ilk günü bitirmenin rahatlığı ile, ablamlara geldik ve Kağanımla Kavuştuk yeniden. Eniştemin izni dolayısıyla geçtiğimiz haftadan beri evinde idi kuzum. 

Üst resimdeki Lego becerileri ise ablamın. :) Hayal gücü yüksekmiş ablamın, benim aklıma gelmemişti legolardan resim yapmak doğrusu. Sanırım resme yeteneğim olmadigindan ilgim de yok pek. :) Üstteki Fotoğraflarla,  Cumartesi böyle geçti işte... 


Dün ise, finallerin ve bu dönemki derslerin bitiş günüydü. Final zamanları,  hele ki kış zamanı benim için büyük fırsat. Malum soğuklar sebebiyle pek fazla çıkamıyorum dışarıya. Dışarıya çıkmışken sınav ve sınav aralarını değerlendiriyoruz bizde ailecek... 

Dün Sabah 9.30'da ablamın ve benim ayrı ayrı yerlerde sınavımız vardı; benim 1 tane önceki senenin ilk dönemimden alttan sınavım vardı, ablamın ise normal döneminden  2 dersinin sınavı. Önce ablamı bıraktık dün, sonra benim sınav yerime gittik. Tek sınav olarak girdiğim oturumumdan, güzel morallerle çıktıktan sonra soluğu annem ve babamla Nilüferdeki Carrefour Avm'de aldık. Saat 14'teki sınav oturumuma kadar orada vakit geçirdik yine. :)

Soldan sağa doğru fotoğraflara gelince;

1. Fotoğrafta; annem ve babam, bir mağaza içinde annemin boyunu ölçüyorlar. Oy ne güzel anne-baba, maşallah onlara :) 

2. Fotoğrafta; babam bana konu mankenliği yapıyor market bölümünde. Türkiye'de her evde kullanılıyor mu bilmem ama, sarı biberi pek fazla almıyoruz bence. Oysa yemek programlarında pek sık kullanıyorlar. Bir de bu kadar büyük kırmızı dolmalık biber de kullanmıyoruz. Konu buradan çıktı işte. Büyüklükleri ve görünüşleri bizi mest etti. :) 

3. Fotoğrafta ise; sarı ve kırmızı biber, tezgahta bir arada. Kırmızı biber büyüktü epey, bu görüntü öğle vakti beni epey acıktırdı dün. Biz biberi ailecek severiz, görüntünün bizi mest etmesi çok normal tabii :)

4. Fotoğraf ise; öğlen 14.00'daki 3 sınavlık oturumumdan sonrası,  Finallerde bitti fotoğrafı. Bulutu ve gökyüzü ile, doğal ve el dokunulmayan doğaya hayranım. Son finaline girdigim 3 dersimin finali de bir ders harici gayet iyiydi. Insallah guzel sonuçlar alırız yine. Böyle bitti işte,  bir final dönemi daha. 


Finaller bitti ve kendime söz verdiğim üzere finallerden sonra yapacağım dediklerime de döndüm bugünden itibaren.  Önceliği kitaplarıma verdim, e malum okumayı çok özlüyorum ders zamanları. Ve sonra da döndüm buraya haftasonumuzu not etmeye geldim. Mutlu haftalar dileyerek hepimize, kitabıma dönüyorum ben. Ve bol okumalı haftalar diliyorum hepimize. :)

23 Ocak 2015 Cuma

Annemle N11.COM'dan Deterjan Alışverişi Yaptık...

3 gün önce n11.com'dan Deterjan alışverişi yaptık annemle eve. Bu bizim için bir ilk oldu. Sonuç ise epey karlı oldu. İlk e-market deneyimimizi yazayım dedim bugün de. İyi okumalar... :)


Kargomuz dün elimize geçti. 21'ine girdiğimiz gece sipariş vermiştik. 1,5 gün bile sürmedi yani kargomuzun elimize ulaşması. Kargomuzun içeriği resimlerde görüldüğü gibi. Annem Kapsül Deterjan kullanmaya başlamıştı bir süredir. "İnternette daha ucuzdur, benim aldığımın içinde 16 adet kapsül vardı. Bir bakalım da uygunsa internetten alalım." dedi annem. Dediğimiz gibi de oldu. O kadar güzel fırsat ürünleri bulduk ki, kaçırmadan aldık bizde annemle... 

2 ürün bir arada fırsatı idi bizim aldığımız, bir beyazlar için bir de renkliler için Ariel Jel Kapsül Deterjanı aldık. Üstelik hangisiydi bilmiyorum ama, biri 38'lik biri de 32'lik ürünler. Yani 38x2, 32x2 olarak geçiyor, ürün satış sayfasında. Her bir üründen iki tane olarak geçiyor ürünler sitede.

Bir de arkada yeşil Ariel jel kapsül deterjan'ın üzerinde, bir adet Deneme Ürünü Persil kapsül ve Dove Men mini deodorant yollamışlar sağolsunlar. Ve bu yaptığımız alışverişin sonunda, alışverişimizden memnun kaldık...



Ürünlere bakmak isterseniz; burada ve burada... Ucuz olduğu için; kullanma tarihi geçmek üzere olan ürün satıyorlar dikkat edin, diye yorum yazan çok olmuş. Deterjan'ların kullanım ömrüne internetten baktım. Açıldıktan sonra 3-6 ay arası çamaşır deterjanlarının kullanım ömrüymüş. O açıdan da içimiz rahat...

Memnuniyetimizin sebebi; öncelikle siparişimizin elimize sorunsuz ulaşması ve ondan önce de uygun fiyata alışveriş yapmış olmamız tabi ki. Resimdekilerin hepsinin fiyatına gelirsek, 4 kutu kapsül deterjan 74.00 TL'ye geldi bize. Hiç de fena değil bizce, annem market internetteki marketten daha pahalıya geliyor dedi... Bir de aynı mağazadan 49 TL'lik alışveriş bedelini geçtikten sonra, kargo ücretsiz yazıyordu. Bir renkliler bir beyazlar için aldığımızdan, geçtik tabii 49 tl'yi.

Ve son olarak, güle güle kullanalım inşallah diyorum. Sevgilerimle... :)

22 Ocak 2015 Perşembe

Deneyimledik - Didi Bergamotlu Soğuk Çay

Merhabalar, bu tarz yazı yazmayalı baya oldu sanırım. Deneyim yazısı benim için hem güzel hem de değişik geliyor bu yüzden. Geçen sene Hindistan Cevizi deneyimimizden sonra, böyle bir yazı yeni oluyor sanırım. Hindistan Cevizi Deneyimimizin yazısını okumak isterseniz, burada... :)


Geçen hafta Didi'nin soğuk çay deneyimini yaptık. Babam sağolsun bir akşam gelirken; bana soğuk çay, annemle kendisine de şalgam almış. Değişiklik olsun diye de, bilindik değil Bergamotlu'sunu almış. Bergamotlu soğuk çayı reklamını görmüştüm televizyonda çokça ama, bir de deneyimlemiş oldum. 

Denemeden önce de, Bergamot'un nasıl bir meyve olduğuna bakmak istedim. Bergamot ağacını görmüş müydünüz hiç? Buradan bakabilirsiniz sizde, benim gibi bilmiyorsanız... :)

İnternette Bergamot için, ekşi bir meyve olduğu söyleniyor. Bir de Limon Ve Armut benzeri bir meyve olduğu söyleniyor... Türkiye'mizde Doğu Akdeniz kıyılarında (Mersin, Adana ve Hatay) yetiştirilmekteymiş...


İçtikten Sonra Yorumum Şöyle Oldu;

Biraz daha ekşilik beklerken, tahmin ettiğim kadar ekşilik yoktu içecekte. İçimi kolay bu sebeple. Bergamot'un ekşi olduğunu okuduktan sonra, çok ekşi olur sanmıştım. Böyle içtikten sonra, biraz suratımı büzüştürecek bir ekşilik beklemiştim. Ama içinde şeker olması, sanırım bu ekşiliği azaltmış biraz. Tatlı bir ekşilik oluşturmuş, ama şekersiz olmasını daha çok tercih ederdim esasen. Ama güzeldi, susuzluğu giderici ve damakta güzel bir tat bırakan hissi var. 

Bir de büyüklüğü de yeterli geldi bana. Sanki 2 bardak soğuk çay içmişim gibi geldi.İnce uzun olması, 1 bardak anca çıkar bu kutudan dedirtiyor aslında. Ama bana iki bardak içmiş kadar yeterli geldi... Annem ve babam da tattılar, onlar da benim gibi düşünüyorlar. Yani fikirler aynı... :)

Kısacası; ben bu tadı sevdim ve bir kez daha olsa içerim. Ama bir dahakine şekersiz soğuk çay bulabilirsem onu tercih edeceğim. Bildiğim kadarıyla başka markaların şekersiz soğuk çayları da mevcut. Bunu ben bir araştırayım en iyisi...

Şeker aromalı olduğunu unutmadan, denemenizi tavsiye ederim. Meyve suyu tarzında değil. Yani çok tatlı da değil, çok ekşi de. Bir başka zamanda, bir başka aromalısını da denemeyi isterim şahsen. Sevgiler... :)

21 Ocak 2015 Çarşamba

Bulutlardan Bildiriyorum...

İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış demeden, bulut ve gökyüzü fotoğraflarını çekmeyi sevenlerdenim. Üstelik böyle resimlere bakmaktan da bıkmayanlardanım. Objektifime ve objektiflere düşen doğa görüntülerini seviyorum. Bu yazıdaki resimler ise bu hafta başının görüntüleri... Evet bulutlardan bildiriyorum, şükürler olsun güzel olaylar oluyor bu sıralar... :)


Yalova'daki bir Uzay Terapi ile daha başlayan bir gün ile başladık haftaya. Daha sıkı bir çalışma ile geçirdik bu haftaki Uzay Tedavimi de. Daha iyi, daha güvenmiş bir durumdaydım kendime. Bu durum; her ne kadar kaslarım yorulmuş gibi görünse de, devam edebildiğim takdirde canımı acıtmayacak gibiydi bu Pazartesi. Denedim ve bu sefer zorladığım noktalar sadece yorgun düşürdü beni. Çokça terledim ve sınırımı aşmadan da zorladım kendimi. Bugüne gelebileceğimi, 3-4 sene öncesindeki ben hayal etmişsem de; olabileceğini düşünemeyen bir yanım da hakimdi içimde...

Bu haftanın başında, Uzay Terapi esnasında çalıştığımız ağırlık oranlarını daha da arttırdık ve başarabildiğimi görmek beni daha da yüreklendirdi. Sanırım vücudumla yeniden bağlantı kurabilmeye başladım. Acıyorsa da canım, bir tık öteye geçebileceğim noktamı da kullanabilir haldeyim bu sıralar artık. Allah biliyor ya; hep bu sefer de zorlanan kaslarım kasılma tehlikesine düşerse diye korkuyordum. Korkum yerini rahatlamaya ve güvenmeye bıraktı. İlerleyen zamanlarda sonuç ne olacak her defasında daha çok merak ediyorum.... :)


Ve bulutlardan bildirmeye devam ediyorum;

Final haftasındayız yine, ders çalışmalarım daha az önce bitti. Kalan 1-2 ünitemi de bitirdim. Ve tekrar etme çalışmalarıma harcamaya devam edeceğim kalan zamanımı. Bu Cumartesi-Pazar, göreceğiz nasıl geçeceğini sınavlarımın. Başaracağıma inanıyorum yine... 

Ama bu sınav dönemlerinde en sevmediğim bir şey var ki; ders çalışma anlarımda meydana çıkan, olmasaydı da şunu yapsaydım diye içime tam dozunda ilham dolduran ilham perilerim. Öyle ki, birazdan not ederim dediğim an uçup gidebiliyorlar, aklıma gelen tüm fikirler ve ilhamlar bazen. O an kaydetmem gerekiyor... Bu sefer hepsini daha iyi not ettiğime inanıyorum. 2 dönem arasında kalan zamanı, yapacaklarım adlı bir sürü şey bekliyor yine. Ve bu sefer gerçekleşecek tarafımdan inşallah... 

Şu finaller bir bitsin de; izleyecek filmlerim, okunmaya devam edilecek kitaplarım ve en önemlisi de gerçekleşmeyi bekleyen hayallerime doğru hazırlamaya devam edeceğim planlarım beni bekliyor. 

Neden derseniz. İçimde beni terketmeyen güzel bulutlar var hayallerime dair, hayallerim daha da şekillendi bir süredir. Ben hep bulutlardayım ama, hayallerim de kara bulutlardan mavi bulutlara iyice yol alır oldu. Sağlığım şükür iyiye gidiyor ve bu durum ailemi ve beni umut denizinde hedeflerimize doğru sürüklüyor... Diliyorum bulutlardan inmeyiz hiçbirimiz, hayallerimiz ve umutlarımız için... 

Sevgilerimle... :)

18 Ocak 2015 Pazar

İzledim - Kezban Paris`te


Daha önceden izlediniz mi hiç bilmem, dün benim 3 ya da 4. izleyişimdi bu filmi. Kezban Paris'te, beğenilmedik kızlara verilen tabirin yeni değil çok eski zamandan beri var olduğunu düşündürttü dün bana. Neden deriz harbi, kendine bakmıyor görünen veya istediğimiz gibi görünmeyen bayanlara Kezban diye? Çok derin bir mevzuu değil mi, bence öyle... :)

Neyse gelelim filmin konusuna;

Dün Show Tv'de veriyordu yine, sanırım daha önceki izlediklerimi de Tv'de izlemiştim. Hülya Koçyiğit'in başrolü oynadığı filmde ismi gerçekten Kezban başrolümüzün. Oldukça güzel ama köylü. Ama diyorum, çünkü bu sebeple güzel olmasına rağmen sevemiyor belli ki esas adamımız. Köyde bir gün bir kaza meydana geliyor ve Kezban'ın evine getiriliyor esas adamı oynayan İzzet Günay. Kezban aşık oluyor tabi ona baktığı zaman diliminin içinde. İyileşip şehrine geri yolluyorlar. Birkaç gün sonrasında da, Kezban'ın dedesi vefat edince şehre iniyor Kezban. Bundan sonrasında başlıyor filmimizin esas konusu...

Başlangıçta Kezban'ı sevemeyen esas adamımız, babasını ölüm döşeğinde mutlu edebilmek için Kezban ile evleneceğini söylüyor. Babamız kim dersiniz? Babaların babası Hulusi Kentmen tabii ki, ruhu şad toprağı bol olsun inşallah... :)

Hulusi Kentmen amcam ne yapıyor ediyor Kezban'a aşık ediyor deli oğlunu. Tabii Paris konusu da bu uğraşlar arasında olduğu için, filmin ismi Kezban Paris'te... İzlemesi eğlenceli, emeği bol bir Türk filmi. İzlemediyseniz bir şans vermenizi tavsiye ederim. :)


Ve Kezban Roma'da filmi de varmış Türk Filmlerimiz arasında meğer. Bu seferki esas adamımız Ediz Hun'muş ama, izleyip izlemediğime şüpheliyim. En yakın zamanda bir bakmalıyım diyorum dünden beri. :) Türk filmlerinin bu tarzları; yani sonradan tatlı tatlı aşık edilenlerle dolu filmlerimizi izlemesi bence daha keyifli... Bayanların tuttuğunu tatlı tatlı koparmaları hoş, çünkü zorla değil çirkeflik yaparak değil er meydanında kazanıyorlar resmen. Off, bu konuda derin bir yere gidiyor gibi. Neyse...

Ve diyorum ki; ben sanıyordum ki bu Kezban davasını bizim dönemimiz başlattı. Meğer eskiden beri böyleymiş ya bu durum, ah ne kadar safım. Bakımsız diyelim, beğenemedik diyelim. Nasıl diyeyim, Kezban ismine haykırış yıkmak üzücü geliyor bazen bana. :)

Nasıl yaparsak yapalım; Türk filmlerimizi ve Yeşilçam'ımızı da izlemeyi unutmayalım. Verilen tüm emeği göz ardı etmemeli. Klişe filmlerimiz de olsa ara sıra, güzel filmlerimiz de bence çok fazla... 

Sevgilerimle... :)

17 Ocak 2015 Cumartesi

Yeni Egzersizler, Ek Ödevler...

Biten Haftaya Dair...

Bu hafta yazamadım malum bir finallere doğru yakın zamanlardayım. Ders çalışmalarla geçti bir hafta ve yarın bitmek üzere... Bu haftanın en belirgin konusu, fizik tedavim oldu. Yalova'daki fizik tedavi uzmanımla tanıştık nihayet. Yeni egzersizler geldi, bu da ek ödevler demektir işte... İşim çok, sabırsızlık ve pes etmek yook... :) 


Yazıma Başlamadan Önce Not;

Çarşamba günü Yalova'da fizik tedavi günümüzdü ve oraya giderken yukarıdaki resmi çektim. Gemlik'in iç kısımlarında böyle eski evler bol bol bulunuyor. Bir abiyi alırken, önünde durduğumuzda, Kağanım içindeki kuşu görmüştü. Onun işaretiyle dikkatimi çekti yeniden bu ev. Camında da bir kırık var, kuşa benzemiyor mu sizce de? :) 

Küçüklüğümden beri hep şöyle düşünmüşümdür bu eski evler için; bu evlerden biri bizim olsaydı, az buz da bir paramız olsaydı, yavaş yavaş yaptırsaydık ve içinde otursaydık. Çünkü çürümeye bırakılmasına hala gönlüm razı gelmiyor. Öyle canlı ki bu evler gözümde, tarih kokuyor resmen. Düşünmeden edemiyorum; kimbilir içinde ne hayatlar yaşandı, aşklar, mutluluklar ve hüzünler... Hep düşünmüşümdür ve hala düşünürüm; eskiler nedense böyle garip heyecanlandırır beni bu eski evlerle...

Ve Bu Haftanın Olayına Gelince...

4 haftadır Pazartesi günleri Uzay Terapi, Çarşamba günleri de Fizik Tedavi alıyorum Yalova'da; birçoğunuzun bildiği üzere. Devletin hizmet olarak sunduğu yıllık 60 seans süremiz dolana kadar böyle gidecek Allahın izniyle. Tabii bunun haricinde; haftada 2 gün kayıtlı olduğum rehabilitasyon merkezimden fizik tedavi de alıyorum. Tedavi sürecim iyice yoğunlaştı bir süredir şükür, umarım iyi de gider böyle... :)

İkinci Fizik Tedavime bu Çarşamba gidebildim ancak Yalova'da. Merve hanımla da, önceki 2 Çarşamba hava ve hastane kontrolleri muhalefetleri sebebiyle gidemediğimizden daha dün tanıştık. Merve Hanım, benim Yalova'daki ikinci fizyoterapistim artık... İlk gittiğim fizik tedavi günümde o orada yoktu, sonrasında da ben gidemedim işte. Gidemediğim tedavilerin telafisini alacağız daha sonrasında...

Dün Merve Hanım kaslarımı tanıdı, bende onu tanıdım. Ve o arada mesleğinde iyi olup olmadığını ölçtüm. Artık ölçebiliyorum, çünkü insan zamanla her konuda uzmanlaşabiliyor. Kendi hastalığım ve tedavilerim sırasında birçok konuda kendimce uzmanlaştığımı söyleyebilirim... Merve Hanım da gözlemlerime göre; hem işinde iyi, hem de güleryüzüyle işini sevdiği belli olan bir fizyoterapist. Şükür, iyilerle karşılaştıran evrene ve rabbime... :) 


Gelelim Yeni Egzersizlerime... 

 Merve Hanım durumumu ölçtükten ve beraber egzersizlerimi yaptıktan sonra; Belimin zayıflığı ve kollarımın zayıflığını güçlendirebileceğim egzersizler istedim Merve abladan da. O da, eksiklerimi tamamlayabilmem için egzersizler verdi bana.Tamara ablamın da verdiği egzersizleri yapıyorum zaten. Sabah akşam yapmayı bırakmış olsam da bir süredir, gündüzleri de olsa yapmaya çalışıyorum... 

Merve Hanımın verdiği egzersizler yarısı bildiğim, yarısı da yeni eklenen egzersizler. Zaten bir suredir egzersiz yapmayı epey alışkınlık edindiğim için. Neyse bu egzersizler hakkinda söylenecek şey çok. Daha sonra değiniriz yine bu konuya. Yaptığım hareketlerimin yanına yeni egzersizler de geldi bu hafta. Bunlardan da bahsedeyim istedim bu yazımda;

1.) Bel kaslarımı ve bacak kaslarımı kasacak hareketler verdi mesela; Sırtüstü yatarken belimi yatağa bastırma hareketi... (Ki bu öncesinde yaptığım ama sonrasında bıraktığım bir hareketti) Azıcık bir kasıntının bile işe yarayacağını söyledi. Farkındayım ama salmıştım yatarak çalışmayı bir süredir biraz...

2.)  Kollarımı yer çekimine aykırı şekilde, otururken çalıştırmam gerektiğini söyledi; kollarımın bacaklarıma göre daha iyi olduğunu söyledi, bende bunun farkında olduğumu söyledim. Ama daha çok yatarken kol kaslarımı çalıştırmaya çalıştığımı söylediğimde, "otururken de yapmaya çalış" dedi. Ve bunun üzerine otururken birkaç hareket verdi; 

- Otururken kaldırabildiğim kadarıyla ellerimi önde birleştirip kaldırma hareketini,
- Ellerim belimde iken, omuzlarımı geriye ittirme hareketini; ki bu omuzları da sırt kaslarını da, ciğerleri de açıyor... 

-Bunlar yaptığım ama bıraktığım hareketlerdi, geri dönmem gerek yeniden...

3.) Oturur poziyonda ayaklarımı ileri itme hareketini verdi; bu da bıraktığım bir hareketti. 

4.) Bir de sırt üstü yatarken, köprü kurma pozisyonuna çalışmamı söyledi; ki bu benim yapamadığım bir egzersiz olduğu için, denemeyi bıraktığım bir egzersizdi bir süredir. Geri dönmemi söyledi, ufacık yapsam da yeteceğini unutmamam gerektiğini söyledi...


Böyle işte, böyle geçti bu hafta... 

Yeni egzersizler ve ek ödevler ile bir haftayı daha bitirdik böylece. Yeni fizyoterapistler ile tanışmak güzel. Merve Hanımla da tanışmak güzeldi bu hafta, hayatına bir fizyoterapist daha katıldı. :) "Sabah-Akşam hareketlerine eksiksiz devam et lütfen yeniden" dedi, ben bir süredir gündüzleri yapmaya devam ettiğimi söyleyince... Tamara ablam, Merve hanım ve Ali bey; hepsinin ortak dediği "hareketlerine daha çok dön..."

Nasıl yapacağım bilmem ama, günde 3 gün yapmaya alışmam gerekiyor. Bunun için de öncelikle uyku düzenimi düzeltmem gerekiyor. Olacak inşallah; hayallerim ve ailemle yapmak istediklerim listem için, uğraşmaya daha çok devam etmem gerektiğini unutmamalıyım...

Böyle işte, egzersizlere hafif devam ediyordum, güçlenmem için artırma zamanım gelmiş. Kısaca uyku düzenimi düzeltip, artık uyanmam gerek... :)

16 Ocak 2015 Cuma

Masal Zamanımız Gelmiş, Nihayet... :)



Ne zaman günü geldi de hayalini kurduğum şu güzel an'a kavuştuk, hayret ettim dün. Meğer bizim masal okuma zamanımız gelmiş nihayet... 

Bir süredir kitaplara bakıyorduk gündüzleri veya akşamları. 1 haftadır yatakta uyumadan önce masal ve hikaye anlatıyorduk ve dinliyordu minik minik de olsa. Ama böylesi ilk defa dün oldu; yatmadan önce masal kitabı okuduk ve olmadığı kadar da masallarla alakadardık. Bir hayal daha gerçek oldu yani, günden güne büyümeye devam ediyoruz çok şükür... :) (Ve bu olurken, 2 yaşındayız. 3. yaşımıza basmamıza 6 ay var)


Dün yatağıma yattım, sonrasında da Kağan'ım "oku" diye geldi yanıma kitaplarıyla. Uyku zamanımız gelmiş de geçiyordu bile... Yanıma yatması için, yorganımı açıp çağırdım gel diye ama kabul etmedi başta. Epey ısrardan sonra, "gel kitap okuyalım sonra yatarsın yine annannenle yatağınıza" diye ikna edebildim. Önce oturdu, sonra yatırdım yanıma. 

Derken biraz alışma evresinde, resimlere takılmayla geçti zaman. Sonrasında kalkmadıkça, ellerini de hareket ettirmeden dinlemeye başladı beni Kağanım. Çok şükür dedim ve babamı çağırdım fotoğrafımızı çekmesi için. Ve üstteki fotoğraflar çıktı ortaya... Maşallah tüm kuzulara yeniden... 

Yaklaşık 5-10 dakika sürdü bu halimiz. Sonrasında annem geldi ve halimiz birkaç saniye daha sürüp bitti. Annanneyi görünce yatağına geçti direk tabii... :) 

Allahım herkesin hayallerinin gerçekleşmesini nasip etsin inşallah. Ben kuzuma masallar anlatmayı umuyordum, oldu. Kitap okumayı umuyordum, o da nihayet bir köşeden de olsa olmaya başladı. Dinleme süresi çok az elbette, ama uzun uzun kitap okuma zamanlarımız da olacak zamanla inşallah. Sonrasında inşallah beraber kitap almaya gittiğimiz zamanlar da gelecek, Allahım o günleri de sağlıkla gösterir hepimize inşallah zamanla...


Hayaller kurmak ve kurduğumuz hayallerin gerçekleştiğini görmek çook güzel. Hayallerimizin gerçekleştiğini görmeli günler ve bol masallı geceler dileğimle, iyi geceler... :)

13 Ocak 2015 Salı

Uzay Terapim Nasıl Gidiyor...

Dün Uzay Terapi'ye başlayalı 1 ay oldu. 4 haftadır, haftada 1 olmak üzere Uzay Terapi alıyordum. Ve dün nihayet 4.'sünü de almış oldum. Uzay Terapi ile ilgili ilk yazımı burada bulabilirsiniz...

Uzay Terapim, 1 hafta ağırlık çalışarak bir derste tilt yatağında gerdirme yaparak devam ediyor. Şükür iyi de gidiyor üstelik. Dün Tilt yatağında germe günümüzdü. Tilt yatağı nedir dersiniz Tilt ile ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz... 


Üstteki resim; dünden, tilt yatağındaki gerdirme çalışmamız esnasından. Ayaklarımın alışmaya başladığını gördük dün. Mesela dün, 2 hafta önceki ilk Tilt yatağındaki gerdirmemiz kadar acımadı canım. Ve daha çok gerdirme yapabildik, yani yatağı daha çok dik konuma getirdik 2 hafta öncesine göre. Bu da demek oluyormuş ki, alışmaya başlamış kaslarım epey. Çok şükür... :)

Dünkü seans sanki rahatlattı beni daha çok. Gerdirmekten çok korkuyordum Uzay Terapiye başlamadan öncesinde, malum geçirdiğim atak sonrası tekrarlamasını istemiyorum o durumun. Ama şükür iyi gidiyor, gerdirme bile. Öyle ki, dünden sonra "Tilt keyfi başkadır" diye espri bile yapabildim, İnstagram'da. İnstagram sayfam burada...

Dün bir ara Ali Bey'e "Bacaklarım daha da gerildi, ama yatağa dayanmıyor baldırlarım. Dizlerim kırık mı yoksa?" diye sordum. O da sorumu; "Dizlerin kırık değil ama baldırlarının değmesi için daha yolumuz var. O olursa, zaten işimiz epey kolaylaşmış demektir Didem." diye cevapladı gülerek... 

Evet yolumuz daha var ve 1 ay bitti bile. Umarım hep böyle iyiye doğru gider tedavim... :)



Ve dünün kar manzaralarını da sunarak bitireyim yazımı. Yalova tarafı karlıydı dün, Orhangazi'den sonrasında hep kar içerisinde gittik Yalova'ya. Ve biz dönüş yoluna geçtiğimiz esnada da, hala yağıyordu. Tabii Orhangazi'yi geçene kadar...

Bizim bu taraflara gelince ise; hiçbir şey yok henüz, yağmur haricinde. Bursa'nın iç kısımları da karlı. Bakalım Çarşamba günü için karlı havanın buralara da geleceğini söylüyorlardı, yarın göreceğiz artık... :)


Buraya kadar okuduysanız, teşekkür ederim. Okunduğumu bilmek çok güzel. Hayallerime kavuşabilmek için, büyük bir motivasyon oluyor bana. Bilseniz nasıl işe yarıyor varlığınız... :)

Sevgilerimle... 

11 Ocak 2015 Pazar

Seviyorum... #1 - Damien Rice

Bugünün anlık çıkan yazı dizisi bu, bu Pazar gününde müzik dinlerken; "Neden sevdiğim müzikler için de bir yazı dizim olmasın ki bloğumda da?" dedim ve işte karşınızdayım. Kendimce, müzik dinlemeyi ve değişik müzikleri de keşfetmeyi seviyorum, paylaşalım istedim. :)


Damien Rice'ı, geçtiğimiz yaz keşfetmiştim. Sesi ve müziklerindeki yorumunu çok beğenmiştik, kuzenim Gizoş'um ile ilk dinlediğimizde. O zaman ilk dinlediğimiz müzik, Woman Like A Man'di... Hala dinliyorum, hala değişik ve dinlendirici geliyor yorumu. Woman Like A Man, yani "Erkek gibi bir kadın" deyimi; her ne kadar kadına yine biraz laf atılmış gibi de olsa; sözleri de enteresan... Damien Rice'ın şarkıdaki yorumu ve çello'nun sesi ise, enteresan güzellikte bence. :) - (Şarkının dilimize çevirisi yok ama şarkı sözleri burada)

Sonra hemen arkasından Cheers Darling'i dinlemiştik kuzenimle, tekrar tekrar dinlememize sebep olan bir şarkı olmuştu. :) Sonra ben The Blower's Daughter'i dinledim. Daha sonrasında da diğer şarkılarını dinledim. Uzadı da gitti anlayacağınız, dinleyici ve şarkıcı ilişkimiz Damien Rice ile...


Ama bugünün yazısı olmaya adaylığı, son dinlediğim şarkısı "I Don't Want to Change You" sebebiyle oldu. Şarkının Türkçe çevirisine baktım bugün, üst üste birkaç kez dinledikten sonra. İngilizce kelime bilgim kendimce çat pat olsa da, çevirecek kadar değilim çünkü. :) Sözleri de çok hoş. Bakmak isterseniz, ben buradan bakmıştım...


Diyeceğim o ki, ben Damien Rice'ı sonradan keşfettim. Ve tesadüf eseri karşıma çıkan şarkıları açıp dinlemeyi seviyorum. Bunu uzun zamandır yapıyorum. Bir defter de tutuyorum, ara sıra aklıma geldikçe yazıyorum ama; burada da olmalı dedim işte.

Umarım sizde seviyorsunuzdur, müziklerin büyüsüyle gezinmeyi benim gibi. Şiirlerin büyüsü, kitapların büyüsü ve müziklerin büyüsü; her birinin yeri ayrı güzeldir bence... Damien Rice'a şarkıları ve yorumu için, teşekkürlerimi sunarım...

Sevgilerimle, Mutlu Pazarlar... :)


Not; Damien Rice İrlandalı bir şarkıcı. Hakkında ayrıntılı bir bilgi için, vikipedia bağlantısı burada...

Ekstra Not; Bu yazıdaki resim, Google Görsellerden alıntıdır...

9 Ocak 2015 Cuma

Her Yerde Kar Var-(dı)



Her yerde kar vardı ve ben yazamadım bu süre zarfında. Şükür keyfim yerinde idi ama. Soğuk havanın getirdiği sıcağa sığınma telaşı içinde, günlerimi epey verimli geçirdim bu hafta. Üstteki resim bugünün hali efendim, sanılmasın ki önceki günlerin hali böyleydi. Önceki günler daha karlı ve daha fazla hissedilen sibirya soğuğu hakimdi... :)

Gelelim o zaman neler yaptım neler ettim bu hafta? :)


Haftaya yine Yalova'daki Fizik Tedavi Merkezindeki Uzay Terapi Seansım ile başlamıştık. Kar yağışı bizim eve dönüşümüz esnasında o gün başlamıştı ama, tutabilecek kıvamda değildi. O günün akşamında eve girdiğimiz anda; bir hediye paketi elime geçti. Yazısını ancak ertesi gün yazmıştım. Okumayanlar veya tekrar okumak isteyenler için burada...

Üstteki resim de, Meromun hediye paketinin içine eklediği bir diğer sürprizim; Origami Kuşum... Asıl hediyemin güzelliğinden ve inceliğinden, origami kuşuma dikkatli bakamamıştım. Akşamına dikkatlice baktım da, ilk deneme için çok iyi dedim :) Sizce de öyle değil mi? Bu şekilde durmasını sağlayarak iple asmayı düşünüyorum, kitaplığımın kenarına. Bakalım ne zaman... :)


Karlı havanın getirdiği soğuklar bir yandan sıcak arayışına sürüklerken bir yandan da kendimi örgü keyiflerime iyice odaklamamı arttırmıştı. Aralık ayında hediyelik olarak ördüğüm örgü boyunluklarının ikisinin de sonunu getirdim bu 3 günde, tamamlayamamamın sebebi düğme için ilik açmayı bilmediğimdendi. 3 gün bile de sürmezdi ama; bir boyunluğun ipi pek yumuşaktı, ilmek açmak epey zorladı beni.

Yaptığım boyunlukların biri kuzenim Gizoşumun, diğeri de arkadaşım Meromun yılbaşı hediyeleri. Bu sene hediye almadım, kendim el emeği bir şeyler yapmak istiyordum çünkü. Henüz ikisinin de eline geçmediği için ikisini de yayınlayamıyorum bitmiş hallerini. Üstteki ipleden biri kullandığım iplerden biri, diğeri ise yok üst resimde. İki boyunluk da sahiplerine hala ulaşmadığından, gizli konuşmam gerekiyor hala. Malum bu zamana kadar sürpriz kaldı ise, gerisi de sürpriz olsun değil mi? Umarım ellerine aldıklarında, iki de severek kullanırlar... :)


Bu hafta bir hızla final çalışmalarıma da başlamış bulundum sonunda. Bir dersimin final çalışması bitmek üzere bile (Maşallah bana). Üstteki resim de, bitmek üzere olan dersime çalışmaya başlamadan öncesi. Kalemlerimi rengarenk dizmek ise, iyice motive etti beni. Renkler her anlamda motive edici... :)


Böyle geçti işte bitmek üzere olan bu hafta, bugün Cuma; Hayırlara vesile olur dualarımız inşallah...

Benim için her ne kadar verimli de geçmiş olsa, birçok açıdan üzüldüğüm olaylar da yaşandı yaşadığım şehirde, ülkemde ve dünyamızda. Hangi bir gün yaşanmıyor ki tabii, ama bu hafta daha bir katliamlar ve kötü olaylarla doluydu sanki. Umarım güzel günlere erişiriz bir an önce. Yaşarken mümkün değil gibi de gözüküyor bazen ama, umudumu yitirmeyeceğim yine de...

Dilerim; katliamlar, yıkımlar, acımasızlıklar ve sevgiden yoksun insanların zulümleri diner. Dualarım, iyilerden ve iyiliklerden yana. Sevgilerimle... 


Not; Bu yazının "Her Yerde Kar Var" şarkısı ile bir alakası var mı derseniz eğer; önce buraya sonra yabancı versiyonu için de buraya lütfen. Ben dün gece uyumadan önce Mp3'den de dinlerken yine, aklımda burada paylaşmak vardı. Adamo Salvatore yorumunu sevenlerdenim... :) 

6 Ocak 2015 Salı

Cesaret Veren Hediyem


Bir posta geçti elime dün, ince bir sürpriz ptt kargosu... 
2 gün önce geleceğini öğrendiğim, ancak hiç böyle birşey olacağını düşünemediğim bir hediyeydi elime aldığım. 
Mero'm dediğim, arkadaşım Meryem'dendi bu hediye; ki burada da hayatımdaki yerinden ve dostluğumuzdan bahsetmiştim...

Merom öyle güzel bir hediye hazırlamış ki bana, elime aldıktan sonra içimden şöyle geçti; çok istediğim bir kitap da olsaydı bunun yerinde, böyle mutlu edemezdi herhalde... İhtiyacım olan destek böyle bir şey miydi ne, Merom bana bir kez daha cesaret ve azim verdi. Tekrar teşekkür ederim canım... :)

Yanınızda cesaret veren insanlar varsa, hayat çok güzeldir bence. Şükür benim az da olsa, öz dostlarım ve ailem dediklerim var yanımda böyle...


İşte cesaret veren hediyem; Meromun benim blog yazılarımdan en sevdiklerinden birkaçını toplayıp yaptırdığı, Yıllar Geçerken Didem adlı ince ve anlamlı bir kitap...

Bu o kadar güzel bir hediye ki; bana inandığının somut örneği ve bana bir önizlemesinin bile nasıl hissettireceğinin vereceği cesareti tahmin etmekten öte istemek ve harekete geçirmek için bir destek... Her düşünerek alınan hediye, özel hissettirir ya insanı; böyle emek verileni ise daha da mutlu ediyor insanı. Ben yine özel hissettim kendimi ve çok mutlu oldum, çok şükür...

Elimde böyle bir şeyi tutuyor olmak bile çok güzel. Ve hep yinelediğim gibi, bir gün yazar olmayı çok istiyorum. Kendi yazdığım kitapların yazarı olmak istiyorum. Ve eskiye nazaran daha da cesaretliyim buna şükür. Dünden beri elimde tuttuğum önizleme tadındaki bu kitap ise, daha da arttırdı cesaretimi. Üstelik bu önizleme, kitabım var artık dedirtti... :)


Diyecek lafım kalmadı daha fazla, bu mutluluğu daha da nasıl anlatabilirim bilmiyorum doğrusu; hayallerimi gerçekleştirmeyi istediğim kadar, bunu benim gibi isteyen sevdiklerimin de olması beni çok mutlu ediyor diyorum son olarak. Başta ailem, sonra dostum dediğim arkadaşlarım. Hepsine de teşekkürlerim büyük, destekleri ve varlıkları için... 

Meroma ise, böyle cesaret ve destek içeren bir hediye için teşekkürlerim çok büyük. Varlığını ve desteğini benden esirgemediğin için ve Merom olduğun için teşekkür ederim, iyi ki varsın sen... :)

5 Ocak 2015 Pazartesi

Okudum - Sergüzeşt

2015`in ilk okudum yazısı erken geldi bu sene. Senenin biten ilk kitabı gerek kısa olmasından gerekse okuma aşkımın üst sınırlara ulaşmasından ötürü 2 gecede bitiverdi. Sergüzeşt bitti, sıra Eragon`da... :)



Sami Paşazade Sezai`nin Sergüzeşt adlı bu romanı, Romantizmden Realizm`e geçişin ilk eseri kabul edilmiş. Bu açıdan bir ilki okumak beni heyecanlandırdı doğrusu. Aklımda edebiyat derslerimizde gördüğümüz ilkleri içeren yapıtlarımızı okumak vardı, bir yerden başlamış bulundum böylece.

Kitap, esir alinan kafkas kızlarının acımasızlıklarla dolu kölelik hayatlarını anlatıyor. Benim okuduğum Mitra Yayınlarının baskısıydı. Anlatım da, öyküsü de güzel bir kitaptı.

Eski kitapları da, kendini kanıtlamış olanları özellikle, okumayı sevdiğimi anladim bu kitapla yeniden. Kerime Nadir`in Hıçkırık`ı, Reşat Nuri Güntekin`in Çalıkuşu kitabından sonra, eski edebiyattan güzel bir yer edindi okuduklarım arasında.

Okunmaya değer bir kitaptı, darısı diğer kitaplarımın başına... :)


Not; Geçen seneye nazaran bu sene okuma hayallerime ve hedeflerime fazlasıyla kavuşacağıma inaniyorum. 2 seneden beri 25 olarak belirlediğim okuma hedefini, bu sene 50 olarak arttırdım. Önceliklerim kütüphanemdeki kitaplar tabii ki...

Mutlu haftalar... :)

2 Ocak 2015 Cuma

2014'ün Sonu, 2015'in Başı...



2014'ün sonu, 2015'in başı derken; 2015'de ilk yazımı da bugün yazabildim ancak. Öncelikle Mevlid kandilinizi kutlar, sonrasında iyilik güzellik doğrultusunda bir ömür gelişim gösterebilmemizi dilerim... Bugünkü dileklerim de bunlar. :)

Üstteki resimlerin hepsi 2014'ün 2015'e bağlandığı geceden. Kendim ve sizler için bölerek iki kolaj daha yaptım, o günün resimleriyle tabii ki... İlk yazımı bu yönde yazmak istedim, bakalım nasıl geçmiş yılbaşımız?


Saat 9'dan itibaren ailecek masabaşındaydık. Önce yemek faslı, sonrası muhabbet, daha sonrası tombala; derken üçünü birleştirip devam ettirdik işte geceyi. Masa başında girdik yeni yıla biz, sanırım kocaman 1 seneyi de masabaşında geçireceğiz... :) 

Tombala keyfimize diyecek yoktu vallahi. Kişi başı 1 Tl olarak cüzi bir miktarla oynadık elleri. Bana kalsa, ilerleyen saatlerde 1,25 olarak devam ettirelim dedim ama kimse o taraflı olmadı. Ama bu bile işin komik yanı oldu, güldük de durduk şükür. Tüm bir yılı gülerek geçirmeyi diledim bende, akşam boyunca... :)


Saat 02.30'dan sonrası masa başındaki muhabbet ve çerez keyfini noktaladık, koltuklara geçtik. Ki burada da, film keyfi ve kahve keyfi başladı. Senenin ilk kahvesi acı oldu. İçecekleri şekersiz içmeye 2 yılı aşkın süredir alışmış ben, bir tek Türk kahvesini her an şekersiz içmeye alışamadım. O da yavaş yavaş olacak sanırım, diyorum artık. Bakalım ne zaman... :)

Geceden arda kalanlar; üstteki güzel kareler ve akılda kalan güzel anılar oldu. Saat 4.30'a gelirken, Kağanımla beraber pes etti gözlerimiz uykuya teslim olduk. Kağanım akşam uykusuna yatınca o akşam, biz yatana kadar da uyuyamadı sonrasında... 

İşte böyle geçti 2014'ün sonu, 2015'in ise başı... İlk günümüzün gündüzü de geç vakitte başladı. Kahvaltı sofrasından başlayıp, Annemin dayısı ve yengemin de oturmaya gelmeleriyle gece 11'e kadar sohbet-muhabbet devam etti. Seneye böyle güzel başladık ve devam ettirdik. İyiliğe ve güzelliklere doğru gelişmeler göstererek bir yıl geçirmemiz dileğimle, sürer de sürer bu güzellikler inşallah. :)

Sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...