8 Temmuz 2017 Cumartesi

Suna İle Eren'in Düğünü - 01.07.2017


Düğün bittikten ya da başlamadan önce, konuşulan şey hep böyle oluyor; Suna ve Eren'in Düğünü. Oysa biri Suna ablam ve diğeri de artık Eren abim. Demek istediğim, evlenmeden ve Eren abiyi tanımadan ailemize bu süreçlerle dahil etmeden önce Suna ablamın düğünü idi. Bana büyüklerime isimleriyle hitap etmek, "küçüklükten kalma bir alışkanlık ile yanlış da gelse" durum bu; Suna ve Eren'in düğününü yaptık. :) Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine.

Bu arada kerevet ne demekmiş biliyor musunuz; üzerine şilte serilerek oturmaya ya da yatmaya yarayan, tahtadan yapılmış yüksekçe bir sedirmiş. Daha önceden öğrendiğimde epey şaşırdığım bir bilgi bu. Ben o sedirleri çok severim aslında, küçüklüğümden hatırlarım anneannemgilin vardı öyle iki sediri. Bir yaz vaktinde onu balkona da çıkarmış balkonda da oturmuştuk, hiç unutmam nedense. Malum cümlede, mutluluğu paylaşmak gibi bir anlamı olan kerevetine çıkmak ise doğru bir durum gerçekten; o sedirlerde oturmanın mutluluğu çok ama çok başkaydı bence de... :)


Gelelim düğün faslına. (Nedense giriş fasıllarımda uzattıkça uzatasım tutuyor bu ara. Suna ablam ile Eren abimin düğününü 4 bölüme ayırdım, günün tamamını kapsayan 4 bölümün sonunda bitti düğünümüz...;


1- Kuaför Faslı



Üzerinden 1 hafta geçmiş düğünümüzün sabahı epey telaşlı geçti... Olmasını tahmin ettiğim şeyin bu olduğundan sebep, hazırlığımı gecesinden yapmış; ojelerimizin, takılarımızın, gül suyum ve pamuğumun ve de fotoğraf makinesi ile telefonlarımızı akşamdan hazırladığım çantamın içerisine koymuştum. Biraz düzeni sevdiğimden, biraz da telaşe içinde iken bir şeyleri unutmamın ihtimallerinin tecrübeyle sabit olarak yüksek olduğundan, önceden hazırlanmak edindiğim güzel bir alışkanlığım... 


Öncesi akşamı da epey kalabalık ve neşe içinde geçen günün ardından, düğün sabahında 9.30-10 civarı uyanıp, 11-12 gibi randevumuz olan kuaföre gitmek üzere hazırlandık. Kahvaltı etmek, ev toparlamak ve de düğün öncesinde ufak tefek hazırlanmak gibi işlemleri halledip evden çıktığımızda saat öğlen 1'e geliyordu. Diyebilirim ki, önceki günlerin yorgunluğu da kuaförde atıldı. Uzun zamandır saç yaptırmamıştım kuaförde, -saç kesimlerini saymazsak- en son üst resimde koyu pembe elbiseli yengem ile dayımın düğününde kuaförde yaptırmıştım saçımı. Düz saçlı olmanın ayrıcalığı diyorum ben buna; saçımı örgü modeli de yapsam, hafif bir maşa da yapsam düğünlük oluyor aslında. Gelgelelim bu sefer yanımda saçımı maşa yapabilecek biri yoktu ve benim de yolum kuaföre çıktı.. :)


Saçlar önce bir maşa yapıldı, sonrasında her bir maşa yapılırken saçlar tokalarla tutturuldu ve diğer saç ve makyajlar bitene dek öylece bekletildim. Diğerlerinin işlemlerini beklerken, ojeleri sürdük, sohbet ettik ve iyi vakit geçirdik. Kuaförümüz ilk kez gittiğimiz ama eniştemin arkadaşının eşinin olan bir yer olmasına rağmen, kuaförden çıkarken her birimiz memnun ayrıldık... Annem, Hatice yengem ve Ayşe teyzem ile ben gitmiştik başta. Sonra ablam geldi nihayetinde ve sıra sıra saçlarımızın yapımı başladı ve bitti. Saçlar yapıldıktan sonra üst baş giyildi, en son annem kıyafetini giymek için hazırlanmaya gitmişken de üstteki resimler çekindi. 

Sırasıyla resimler; tekli selfiem, küçük kuzenim İncim ile selfiemiz ve ablam, Hatice yengem ve İncim şeklinde... Tabii ki favorim İncim ile benim selfiemiz. İnci büyümeye başladığından beri bilinçli şekilde çekindiğimiz ilk özçekmimiz çünkü. :)

Kuaför sırası beklerken, yengem marketten aldığı ikramlıklarıyla eksikleri tamamladı. O gün yengemin bize yaptığı kuaför ayrıcalığı en baş sıradaki güzellikte idi. Kahvelerimizi içerken, sadece hazırlık derdinde kadınlar olarak çok güzeldik orada. Günün kuaförde geçen saatlerinden yanımıza, müthiş fotoğraflar ve hafif dedikodulu sohbetler yanımıza kaldı ve ben bu ayrıntıyla çok eğlendim. :)

Kuaför faslında hatırladığım en korkunç şey, rahat da olsa bir türlü çabuk alışamadığım yeni aldığımız sandalet idi. Sanırım içten tabanlı bir ayakkabı giymeyeli uzun zaman olmuştu. Ve aktif şekilde ayakta olmayan biri için, sırtta yürümek acayip alışılmadık bir durumdu o ayakkabı ayağımda iken. Ama dilerim yakın zamanda ona da alışırım, geçen hafta bugün bu saatlerde daha yeni yeni alışmış gibiydim diyebilirim. Ama yine de alışamamıştım...

2- Düğüne Doğru



Kuaför sonrası gidilecek yer kız evi, yani Suna ablamların evinin önü idi. Orada kız çıkarma yapıldı, davul zurna eşliğinde oynandı ve düğün arabası ile erkek tarafı erkek evine yollandı... 

Derken bu fasıl da epey hareketli idi. Suna ablamların evinin önünde yaklaşık 45 dakika kadar kaldık galiba tüm bu dediklerim yapılırken. Bu sırada, düğünleri bir türlü sevemeyen halleriyle Kağan benimle beraber arabada idi. Anlatmaya geçiyorum üstteki fotoğraf kareleriyle beraber size...

Üstteki dörtlü resim kolajında, üst sol tarafta gördüğünüz resim; Suna ablamların evine gittiğimiz sırada girişi kapatan konvoyun başındaki gelin arabasının önüne park ettiğimiz arabamızı anlatmaya çalıştım. Gelin arabasının önünü kız tarafından biz kestik. Annem kuzeni olur, eniştem de bu eğlencenin bizzat muhattabı idi. Davul zurna çalınırken ve de kız evinin önünde oturulurken, arabanın anahtarı bende ve içeriden kilitli idi. Bu sebeple zorla da çekmeye gelseler, arabayı çekemezlerdi; ki neden zorla çeksinler de mi? :)

Neyse, Suna ablam evden çıkarılınca görüntüye vakıf olabildi damat Eren abi ve eniştemin de yetişmesi ile aralarında anlaştıklarından sonra eniştem arabayı çekmek için kapıyı açmamı söyledi... :)

Onun hemen altındaki resim, hala-yeğen; annem ve İncim. Düğünün en şıklarında ilk sırada idiler bence. :)

Suna ablamlar erkek tarafına gidince, bir yarım saat kadar sonrasında da kız tarafı arabalarına doluşup düğün salonunun yolunu tuttuk... Tabii kolajda gördüğünüz resimlerde, Kağanımla benim ve de annemle babamın fotoğrafları da bekleme sırasında çekilen diğer fotoğraflardı... 


3- Düğünümüz



Düğünümüz deniz kenarında açık hava bir düğün salonunda oldu. Öncesinde 100 metre gerisinde bir plajda buluşuldu ve orada nikah için önce gelin ve damat beklendi, daha sonrasında da nikah memuru... Derken, nikah beklenenlerin gelmesi ile kıyıldı ve ilk fotoğrafların çekilmesi ile nihayetinde düğün akşamı başladı. Ben nikah sırasında dışarı çıkamadım, alan benim çıkabilmem için uygun olmadığından. Zaten nikah sonrasında da tekrar arabalara tekrar binilip, düğünün olacağı alana gidildi... :)

Girişte, annemlerle ve yengemlerle masalarımız ayrıldı. Annemler ile dayımlar bir masada, biz evli olmayan bekar takım bir masada, genç evli olanlar takımı bir masada idi. Geri kalanlar da buna benzer gruplandırılmış ve masaları girişte numaralandırılmıştı. Bizim masamızın numarası 29 idi. :) 

Gençler masası epey hareketli olmasını beklediğim ama bir tek annemin dayısının kızı -üst kolajdaki kırmızılı elbiseli olan- Gizemim haricinde, durağan ve muhabbeti bol bir masa idi. Gizem ara sıra sahneye gitti-geldi, ama yemek fasıllarında ve muhabbetin çoğunda da bizimle idi. Aslında bu düğün daha çok Gizoşumun yanında yer almaya can attığımı hissettim. Günü gelince ona da yeniden sıra geleceğine inanıyorum, ama eğer ayakta olsa idim sahnede kuzenim Gizemimle düğün boyunca yer almaktan zevk alacak kadar içim oynama aşkı ile doldu taştı... :) Kısmet bu düğüne de değil, yine bir başka düğüne herhalde...


Düğünün başlarında, kadınlara bir bileklik dağıtıldı; hasır üzerine çiçek silikonlanmış, el yapımı ve orijinal bir bileklikti. Düğünün sevdiğim detaylarından biri idi. 

Oynama fasıllarına hiç gelmiyorum, her birini izlemek yine çok eğlenceli idi. Ama benim Suna ablam ile Eren abinin düğününde en sevdiğim bölüm, Suna ablanın iki teyzesi ile beraber sahnede Ajda Pekkan'dan "Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile" şarkısını beraber söylemeleri idi. Çok sıcak, çok samimi ve eğlenceli bir bölümdü. Öncesinde Suna ablamın müzik öğretmeni teyzesinin sesinden dinlediğimiz müzikler de güzel dakikalardan biri idi... :) 

4- Kapanış



Oynayamadığımdan ve de ayakta olup daha fazla an'a tanık olamadığımdan olsa gerek -Ki bu kadarına tanık olmaktan dolayı hiçbir sıkıntım yok, aksine bence tamamiyle güzel bir düğündü- , yemekli düğünümüzden aklımda kalanlar kadarıyla aktarabildiklerim bu kadar. Ki son olarak, yemek kısmında en sevdiğim ayrıntı düğün pastası idi ve bana kalırsa o pasta dondurmalı pasta idi. :) 

Tabii, düğün sırasında veya sonrasında gidip "Ya bu düğün pastası dondurmalı mıydı?" diye sormak mümkün olmadı. Ama elbet netleştirilir o durum da daha sonrasında... :) 

Suna abla ve Eren abinin düğününün kapanışını, müziğin durması ile dilek fenerlerinin isteyen kişilerce uçurulabileceğinin söylenmesinden sonra yapıldı. Annemin bizim için aldığı iki dilek fenerini yakmak için, öncesinde dilek fenerinin nasıl yakılacağını öğrendikten sonra, deniz kenarına gidenlere eşlik ettim yeğenimle beraber. Deniz kenarına gittiğimde dilek fenerlerimizden biri annemin kuzenlerinden Emre abim tarafından rica edildi, benim adıma yakabileceklerini söylediler eşi ile... Eniştemin yanına gidip dilek fenerini vermemden sonra da, Suna ablamın düğününde ilk defa dilek feneri de uçurmuş oldum. 

Kolları yukarı kaldırma kabiliyeti gerektiğinden ve benim kollarımda da rahatsızlığım olmasının sebebiyle uzun süre havada tutamayacağımdan ötürü, dilek fenerim eniştem tarafından yakıldı ve kuzenim Gizem ve annemin Ankara'da oturan diğer bir kuzeninin kızı olan Gizem eşliğinde gökyüzüne bırakıldı. Üstte gökyüzünde gördüklerinizden daha fazla uçtu benim dilek fenerim ve denizde yanmakta olan nilüfer çiçeğinin içindeki fener ise Gizemimin idi. Onun dilek feneri de, biz deniz kenarından ayrılırken dahi yanmaya devam ediyordu... :)

Güzel bir deneyimdi; dileğimi dilemek ve dilek fenerinin nerede söneceğini görmek için gökyüzünde süzülüşünü izlemek. Bakmaktan boynumuzun ağrıyacağı kadar uzağa gitti dilek fenerim ve havada söndü, düştüğünü bile görmedik. Söylenilenlere göre bu dileğimin gerçekleşeceğine işaretmiş. İnşallah!! :)


Düğün kapanışını "çekirdeğimsi geniş ailemizin" (Hani ablam, eniştem ve Kağan da bir çekirdek aile ya, o sebeple bu tabirim) :) bir arada fotoğraflarımızı çekinmemiz ile yaptık. Düğün sonunda tebrikleşip arabalara bindiğimizde düğünün ayrıntılarını konuşuyor, eve geldiğimizde de "vay be diyordum, günü 12 saatten fazla dışarıda geçirmişiz düğün telaşımızla beraber!" Bu benim uzun zamandır yapmadığım ve haliyle sonucunda çok yorulduğum bir gün olmuştu...



1 Temmuz 2017- Cumartesi günündeki Suna ve Eren'in düğününün günü ve gecesi birçok mutluluk ile dolu idi; düğün öncesi, düğün faslı ve düğün sonrası ile. Ufak tefek tatsızlıklar ve de telaş sırasında veya o düğün stresi ile yanlış anlaşılmalar veya gerilmeler olmuştur tahminimce, her düğünde olduğu gibi belki de. Ama mutlu olduklarını gözlerinden okuduğumuz sevdiklerimiz Suna abla ve Eren abiyi yeni dünyalarına teslim etmemizi kutladıktan sonra, herkesin dilinde "hep bugünkü gibi mutlu olmalarını dilemek vardı". Dilerim hep o günkü gibi mutlu ve sevgi dolu olur ve mutluluklarını katlamaya devam ederler... :)


Kısacası, değerlendirmemi bitirmişken kendi usulümce son sözümü söylemek isterim ki sizlere; 

Onlar erdi muradına, e darısı da tüm isteyenlere olsun inşallah...

Sevgilerimle... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...